GEZİ: PRİŞTİNE
Yasin TURAN

Priştine, 2008 yılında Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın başkentidir. İnsanların büyük bir bölümü Arnavutça ve Sırpça konuşur, İngilizce bilen çok azdır. Özellikle eğer yolunuz Prizren’e düşerse hiç yabancılık çekmezsiniz. İnsanların büyük bir kısmının Türkçe konuştuğu şehrin mimarisi de tipik bir Osmanlı şehri gibidir.

Bu yazımızda ağırlıklı olarak Priştine’yi gezeceğiz ve kısa bir Prizren ziyaretimiz olacak. Kosova zaten küçük bir ülkedir ve ülkenin bir ucundan diğer ucuna gitmeniz en fazla 2 saat sürüyor. Hatta eğer gezinizi Kosova ile sınırlamak istemiyorsanız Üsküp, Tiran, Belgrad ve Podgoritsa gibi diğer Balkan başkentlerine de kolaylıkla gidebilirsiniz. İstanbul’dan Priştine’ye gün içerisinde birkaç mevcut sefer vardır ve uçuş yaklaşık 1-1,5 saat sürer. Sabah seferiyle uçup Priştine Adem Jashari Uluslararası Havalimanı’na iniyorum.

Bugünkü planım, üçüncü Osmanlı padişahı 1. Murat Hüdavendigar’ın türbesini ziyaret etmek ve oradan Prizren’e geçmek. Sultan 1. Murat Türbesi ve Müzesi, Priştine’ye 6 kilometre mesafede, Mitroviçe yolu üzerinde Mazgit köyünde bulunmaktadır. Aslında bu yapıya kompleks de diyebiliriz. Bu kompleks; türbe, mezarlık ve müzeden oluşmaktadır.

Türbe, 14. yüzyılda Sultan Yıldırım Bayezit tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Sultan Murat’ın iç organları yer almaktadır. Tarihte, seferlerde vefat eden padişahların iç organları çıkarılıp, vücutları bozulmadan geri götürebilmek için tahnit işlemi yapılırdı. Çıkarılan iç organlar vefat ettiği yere, vücudu ise başkentte yaptırılan mezar yerine gömülürdü. Birinci Murat Hüdavendigar’ın vücudu Bursa’nın Çekirge semtinde bulunan türbede gömülüdür. Türbeyi ziyaret ettiğimde, aynı zamanda türbenin bakımını üstlenen Türbedar ninemizin de bol bol hayır duasını alıyoruz. Türbedar ninemizle o kadar güzel ve tatlı bir sohbet ediyoruz ki ayrılmak çok zor geliyor.

Oradan ayrılıp Prizren’e doğru yola koyuluyorum. Yaklaşık bir saat sonra Prizren’deyim. Yaklaşık 190.000 kişinin yaşadığı şehrin büyük çoğunluğunu Arnavutlar oluşturmaktadır.

Sokaklarında ve meydanlarında gezerken kendinizi herhangi bir Anadolu şehrinde geziyormuş gibi hissedeceksiniz. Gerek mimarisi, gerek yolda konuşulan Türkçe size bu şehirde yabancılık çektirmeyecek. Sokaklarda göreceğiniz tabelaların çok büyük bir kısmı Türkçe. Yaklaşık 460 yıl Osmanlı sancaklarından biri olan bu şirin şehir hala Osmanlı izleri taşımaktadır.

Bıstriça Nehri üzerindeki taş köprüden geçip Sinan Paşa Camii’ne giriyorum. 1615 yılında dönemin Bosna Valisi Sinan Paşa tarafından yaptırılan cami, şehrin sembolü olarak nitelendiriliyor. Ayrıca bu cami, Kosova’da Türkçe vaaz verilen tek cami konumundadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında depo olarak kullanılan cami uzun süre kapalı kalmış, 1993 yılında TİKA’nın yaptığı restorasyonla tekrar ibadete açılmıştır. Osmanlı İslam eserlerinin en iyi temsilcilerinden olan bu eseri gezdikten sonra hemen ön tarafında bulunan şadırvan meydanında soluğu alıyorum. Burası şehrin kalbinin attığı ve gençlerin buluşma noktası olarak kullandıkları bir yerdir. Etrafındaki dükkânlardan hediyelik eşya alıp, kafelerde soluklanıp bir şeyler içebilirsiniz.

Kosova’da neredeyse macchiato dışında kahve içilmiyor. İnsanlar günün her saati macchiato içiyor. Ben de meydandaki kafelerden birinde tatlı eşliğinde macchiatomu yudumlarken biraz da dinlendim. Çünkü şehri kuşbakışı görebileceğim Prizren Kalesi’ne tırmanacağım.

Kaleye doğru yola çıkıyorum. Eğer vaktiniz olursa gün batımını buradan izleyebilirsiniz. Kaleye giriş ücretsizdir. Kale içinde gözetleme odaları, surlar gibi yapılar mevcuttur. Ayrıca Osmanlı’dan kalma bir adet top sergileniyor burada. Kaleden inerken bir Sırp Ortodoks Kilisesi olan Holy Savior Kilisesi’ne uğrayabilirsiniz. 2004 yılındaki ayaklanmada büyük hasar gören kilise henüz ibadete açılmamış. Eğer vaktiniz varsa Namazgâh, Cuma Camii ve Arasta Camii gibi ecdat yadigârı yerleri de gezebilirsiniz.

Ziyaretlerimi tamamlayıp Priştine’ye doğru yola koyuluyorum. Sabah sağlam bir kahvaltı yapıp otelden ayrılıyorum. Priştine’de gezeceğim yerler genel olarak birbirine çok yakın ve yürüme mesafesinde. İlk önce Fatih Sultan Mehmet Camii’ne gidiyorum. Hünkâr Camii olarak da bilinen bu cami, Osmanlı döneminden kalmış olan Priştine’deki en önemli camidir. Bizzat Fatih Sultan Mehmet’in emri ile 1461 yılında inşa edilmiştir.

Cami ziyaretlerimi tamamladıktan sonra yemek için bir yer bakıyorum. Balkanlarda yemek denince akla köfte gelir. Camilerin karşısında Jakova Köftecisi dikkatimi çekiyor. Değişik çeşitlerde bolca köfte ve et türü mevcut. Ayrıca bölgede yemek oldukça ekonomik. 10 Euro’ya 1 porsiyon köfte, içecek ve tatlı yiyebilirsiniz. Karnımı doyurduktan sonra Kosova Müzesi’ni ziyaret ediyorum.

Sonraki istikametim Nene Teresa Bulvarı. Burası bizim İstiklal Caddesi’nin bir benzeri. Burada İskender Bey Heykeli’ni görüyorum. Arnavutluk’ta olduğu gibi, Kosova’da da İskender Bey ulusal bir kahraman olarak görülüyor.

Yazımı Azize Rahibe Teresa Katedrali’ni ziyaret ederek noktalıyorum. Katedral, Balkanların en büyük katedrali olarak bilinir ve farklı dini gruplar arasındaki hoşgörünün sembolü kabul edilir.

İki günlük kısa seyahatimi Priştine Adem Jashari Havalimanı’nda noktalıyorum. Bir sonraki seyahatimde görüşmek üzere, hoşçakalın.

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar

Bir yanıt yazın