GEZİ Porto
Yasin TURAN
Selam sevgili dostlar…
Bu ay sizleri Portekiz’in şirin şehri Porto’ya götürüyorum. Bu güzel şehir, Unesco dünya mirası tarihi yapıları, Duoro nehri kıyıları ve lezzetli yemekleri ile kendisine hayran bırakıyor. Porto, Portekiz’in sanayi şehri ve başkent Lizbon’dan sonra ikinci büyük şehir. Porto şarapları ve “azulejos” adı verilen çinileri ile ün yapmış bir şehir. Bu çiniler o kadar seviliyor ki Porto’da dağ taş, tarihi yapılar, evler bu çiniler ile süslenmiş vaziyette. İstanbul’dan Porto’ya her gün uçuş mevcut. Günü tam kullanabilmek adına Porto’ya sabah uçuyorum. Şehrin kalabalığından kaçmak ve akşamları Atlas Okyanusu kıyılarında yürüyebilmek adına otelimi havaalanına ve okyanusa yakın bir yerde ayarlıyorum. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra şehir merkezine gidiyorum.
İlk ziyaretim kimilerine göre Avrupa’nın, kimilerine göre dünyanın en güzel kitabevi olarak nitelendirilen “Livraria Lello e Irmão”. Lello kardeşlerin 1906 yılında açtığı kitabevi gotik tarzı yapısıyla, ahşap ve kırmızı kadife ağırlıklı dekorasyonu ile 19. yy. havasını yaşatıyor ve kendine hayran bırakıyor. Harry Potter kitabının yazarı J.K. Rowling, Porto’da yaşadığı dönemde bu kitabevinden ve Portolu öğrencilerin pelerinli okul üniformalarından esinlenerek Harry Potter kitabını yazmıştır. Livraria Lello yıl içinde çok sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor. Ziyaret ücreti 5 Euro ve internet üzerinden satılıyor. Sizlere naçizane tavsiyem eğer ziyaret edecekseniz, biletinizi önceden almanız. Ayrıca eğer bu kitabevinden kitap alırsanız, bilet ücretini aldığınız kitap ücretinden düşüyorlar.
Buradan ayrılıp hemen üst tarafında bulunan “Igreja da Carmo” kilisesine gidiyorum. Rokoko tarzı mimarinin, şehirdeki en güzel örneği olan kilise aynı zamanda yan tarafını süsleyen çinilerle de adından söz ettiriyor. Porto’da o kadar tarihi yapı mevcut ki aslında 1-2 gün size yetmeyebilir. Siz siz olun benim gibi bu yapıları gezmeyi 1 güne sığdırmaya çalışmayın.
Bütün bu tarihi yapıların birbirine çok yakın olması ve yürüyerek hepsini ziyaret edebilmek benim adıma büyük bir şans. Yürümeye devam ve karşımda 76 mt. yüksekliğindeki çan kulesi “Torre dos Clérigos”. İtalyan mimar Nicolau Nasoni imzası taşıyan bu barok yapı 1754-1763 yılları arasında inşa edilmiş. Eğer Clérigos kulesinin 200 basamaklı merdivenlerini çıkmayı göze alabilirseniz, nehrin ve eski şehrin enfes manzarasının tadını çıkartabilirsiniz. Kulenin hemen önünde, bizim İstiklal Caddesi’nin ikonik tramvayının bir kopyasına binip nostaljik bir tur atma şansınız var. Bu tramvay ayrıca şehrin sembollerinden biri haline gelmiş. Buraya kadar gelip çan kulesinin bağlı olduğu meşhur kilise “Igreja e Torre dos Clérigos”u da ziyaret ediyorum.
Biraz soluklanıp, güzel bir kahve eşliğinde Portekiz’in dünyaca ünlü tatlısı “Pastel de nata” yemek için bir kafeye oturuyorum. Bu tatlıyı Portekiz’in her yerinde kolayca bulabilirsiniz. Bu tatlının orijinal tarifini dünyada yalnızca 4 kişinin bildiği söylenir. Aslında yumurta kreması ile doldurulmuş ve fırında pişirilmiş minik, çıtır çıtır bir turtadır.
Bu şeker yüklemesinden sonra durağım, Porto’nun en ünlü katedrali olan “Sé do Porto” katedrali. Ulusal anıt statüsündeki “Sé do Porto” 12. yy.da inşa edilmiş, tasarımında genellikle barok stili kullanılmış ve yer yer romanesk ve gotik tarzda bazı ayrıntılarda yer almıştır. Porto’nun en büyük ibadet alanıdır ve uzaktan görünümü bir kaleyi anımsatır. Bir zamanlar suçluların idamı bu katedralin bahçesinde gerçekleştiriliyormuş. Katedralin içerisine giriş 3 Euro. Porto genelindeki mavi ağırlıklı çini süslemeleri bu katedralde de mevcut.
Katedralden ayrılıp nehrin karşı kıyısına doğru yola koyuluyorum. Nehrin karşı kıyısına geçmek için yine şehrin ikonik yapılarından biri olan Ponte Luís I Köprüsü’nü kullanıp teleferik ile nehrin kıyısına ineceğim. Köprü 2 katlı, üst taraf yayalar ve metro için, nehre yakın alt katı ise yine yayalar ve arabalar tarafından kullanılıyor. Köprüyü ilk gördüğümde Eyfel Kulesi’ne benzerliği dikkatimi çekmişti. Öğreniyorum ki köprüyü Eyfel Kulesi’nin mimarı Gustave Eiffel’in öğrencisi Théophile Seyrig tasarlamış. Köprünün üst katı nehir seviyesinden bir hayli yüksek ve mükemmel bir manzarası var. Köprünün üzerinden geçip harika manzaranın tadını çıkartıyorum.
Ponte Luís I Köprüsü’nün alt tarafından tekrar nehrin diğer tarafına geçiyorum. Ayrıca bu yürüyüşüm sırasında sokak sanatçılarının ve küçük grupların vermiş oldukları konserleri, köprü üzerinden nehre atlayan gençlerin eğlencelerini izleyip iyice keyifleniyorum. Yürüyerek Ribeira Meydanı’na varıyorum. Bu meydan rengârenk kasaba tarzı evler ve kentin kültürel zenginliğine vurgu yapan mekânlar ile çevrilmiş durumda. Nehrin kıyısında olan bu meydan, aynı zamanda neredeyse oturmaya yer bulamayacağınız şekilde dolu olan kafeler ve restoranlar ile de insanların soluklanıp bir şeyler yiyip içeceği mekânlar ile dolu. Ayrıca insanlara güzel bir Ponte Luís I Köprüsü manzarası sunuyor. Zorda olsa restoranların birinde kendime bir yer bulup akşam yemeğimi aradan çıkartıyor ve bugünkü gezimi bitirip otelime geri gidiyorum.
Yarınki planım okyanus kenarında bolca yürüyüş yapmak ve iki farklı mekânda Portekiz’in meşhur deniz ürünlerinden tatmak.
- günün sabahında dünün vermiş olduğu yorgunluğun etkilerinden olsa gerek biraz geç kalkıyorum ve Atlas Okyanusu kıyılarına gidip bol bol yürüyüp uzunca zaman geçiriyorum. Tertemiz kumsallarda yürüyüp aynı zamanda denizinde tadını çıkartıyorum. Tabi deniz yoruyor ve acıktırıyor. Deniz kıyısında bulunan restoranlardan biri olan “Tasquinha das Mares” balık restoranına gidiyorum. Burada bölgede oldukça popüler olan Morina balığı yiyorum. Damak çatlatan lezzeti beynimin bir köşesine yazıp ikinci ve daha ilginç bir balık deneyimi için Porto’nun daha kuzeyine, Braga şehrine yakın bir bölgede yerel bir restorana gidiyorum. Bu restoranın adı “Tasquinha do Paradela”. Burada yiyeceğim balık Portekiz’in geleneksel kurutulmuş ve tuz ile pişirilmiş Morina balığı olan “Bacalhau” yemeği. İnsanlar genellikle bu yemeği aile toplantılarında veya özel günlerde tüketiyorlar. Oldukça sağlam müdavimleri var. Açık konuşmak gerekirse benim damak tadıma çok uygun değil. Bir önceki yediğim balığı daha çok sevdim.
Yavaş yavaş dönüş vaktim geliyor ve uçak saatim yaklaşıyor. Hızlandırılmış Porto gezimi sonlandırıp havaalanına doğru yola çıkıyorum.











