VE KOH SAMUİ…
Phuket’ten sonra rotayı Koh Samui’ye çevirirken biraz daha yolun tadını çıkarmayı tercih ettik. Otobüsle Surat Thani’ye geçtik, ardından da feribot benzeri bir deniz taşıtıyla Koh Samui’ye uzandık. Bu geçişin en güzel yanı, yol boyunca Khao Sok National Park çevresinden geçtiğimizi bilmek ve o yoğun yeşil dokuyu pencereden izlemekti. Dağların ve ormanların arasından akıp giden yol, Tayland’ın “kartpostal sahil” tarafının dışında ne kadar güçlü bir doğası olduğunu da hatırlatmış oldu. Pencereden görünen kocaman yapraklı ağaçlar, yağmur… hatta filler… Gerçekten inanılmazdı. Ulusal parkın kapısında “İnecek var mı?” dendiğinde, inmemek için kendimizi zor tuttuğumuzu söyleyebilirim. Belki de hayatımızda göreceğimiz en güzel ulusal parklardan birini kaçırdık… Ama inmemiş olmamızın ödülü de şuydu: dünyanın en güzel başka bir adasına doğru yol alıyorduk. Koh Samui.
Zaten Surat Thani’ye vardığımızda otobüs bir yerde durdu ve içeri bir kişi girip “Koh Samui!” diye bağırdı. O an refleksle indik ama neden indiğimizi tam olarak biz de bilmiyoruz. Sonrasında olanlar ise tam bir Tayland klasiği: 5 dakika içinde akşam için kalacak yer, ertesi gün için feribot bileti ve otelden alıp feribota götürecek bir araç ayarlandı. Ben bir kez daha şoka girdim 😊 Otelimizin muhteşem olduğunu söyleyemem ama “sudan ucuz” olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim 😊
Feribot yolculuğu yaklaşık 1,5 saat sürdü. Denize açılıp ada görünmeye başladığında, insanın zihninde de bir şeyler değişiyor; sanki bir sayfa kapanıyor, yeni bir sayfa açılıyor.
Adanın sahillerini nasıl anlatabilirim tam bilemiyorum. Her biri ayrı güzel… Sapsarı, incecik kumlar, palmiyeler… Gerçek bir cennet gibi. Ama bizim için adanın en güzel ve en heyecan verici macerası hiç şüphesiz motosiklet kiraladığımız saatler oldu.
Adada ufak bir motosiklet kiraladık. Trafik akışı ters olunca, ilk birkaç dakika “tamam, şimdi dikkat” diye içimiz içimizi yedi; yine de yola çıkınca insana çok iyi geliyor. Trafik Phuket kadar olmasa da yine yoğun ve tahmin edeceğiniz gibi motosiklet sayısı oldukça fazla.
Bu yolculuğun en “olaylı” kısmı ise motorun tekerleğinin bir anda patlamasıydı. Motoru belirli bir saatte teslim etmemiz gerekiyordu; üstelik karşılığında bıraktığımız pasaportu da geri alacaktık. O panikle, mucizevi bir şekilde bir tamirci bulduk. İç lastiği neredeyse 200 TL gibi bir rakama değiştirip kalp çarpıntısından kurtuluverdik.
Adada dura kalka gezmek gerçekten çok güzeldi. Üstelik Koh Samui, sadece denizden ibaret değil; çok etkileyici tapınaklar da sizi bekliyor. Bizim rotamızda özellikle iki yer akılda kaldı: biri adanın simgelerinden sayılan Big Buddha (Wat Phra Yai); uzaktan bile “ben buradayım” diyen o dev heykeli görünce insanın ister istemez adımları yavaşlıyor. Diğeri ise hem renkleri hem detaylarıyla çok çarpıcı olan Wat Plai Laem; burada her köşe fotoğraf gibi, ama asıl güzeli birkaç dakika durup izleyince ortaya çıkıyor. Tapınakların çevresindeki huzur, denizin verdiği tatil hissine bambaşka bir “derinlik” ekliyor.
Koh Samui bizi her yönüyle kendine hayran bırakırken bir yandan da ertesi akşam Koh Phangan’da katılacağımız Full Moon Party için sabırsızlanıyoruz.
Bu çılgın partinin ayrıntıları için bir sonraki yazımızda buluşmak üzere…











