TAYLAND | BÖLÜM – 2

Bangkok’ta geçirdiğim ilk günde elbette güneşte ışıl ışıl parlayan altın işlemeli tapınakları görmek için erkenden sokaklara çıktım. Böylece hem kalabalıktan uzak duracaktım hem de sıcağın yakıcılığı başlamadan tapınakları gezebilecektim.

Asya ülkelerine ilk gelişim olmamasına rağmen Bangkok’un caddelerindeki hareketlilik, her köşeden gelen renkler, sesler ve kokular beni yine de heyecanlandırmıştı. Sürekli etrafa bakarak yürüyordum; dışarıdan bakanlar için muhtemelen biraz şapşal bir turist gibiydim. Ama Bangkok’un —ve genel olarak Tayland’ın— aşırı güvenli olması büyük bir rahatlık sağlıyordu. (Güvenlik notu: Bangkok yaklaşık 17 milyonluk nüfusu ile dev bir şehir olmasına rağmen özellikle gezginlere yönelik ciddi suç oranları oldukça düşük. Bu sebeple hiçbir endişe yaşamadan rahatça seyahat edebileceğiniz bir ülke.)

Silom sokaklarından Chao Phraya Nehri’ne doğru heyecanla ilerlerken, birden karşıma Michelin yıldızlı bir restoran çıkıverdi. Elbette bildiğimiz kriterler çerçevesinde “restoran” demek oldukça zor fakat takdir edersiniz ki Asya ülkelerinde çoğu şey bizim alıştığımız kriterlerden çok farklı ve çoğu zaman çok daha güzel.

Meğer karşıma çıkan bu sürpriz mekân, kaz etiyle ünlüymüş. Aslında çok da aç değildim ama dayanamayıp hemen boşalan bir masaya oturdum. Siparişimi beklerken masaya sade bir pilav, soya sosu, sarımsaklı bir sos ve hafif tatlı, buz gibi bir içecek geldi. Kaz etine çok alışkın değilim, genelde sert bir et olarak bilirdim. Ama burada yediğim et son derece yumuşak, sulu ve lezzetliydi. Gerçekten Michelin yıldızını hak eden bir deneyimdi. Yan masada oturan ve Bangkok’ta yaşadığını söyleyen bir müşteri de bana buranın şehrin en iyi kaz etini yaptığını anlattı. Üstelik şanslıymışım, erken saatte geldiğim için yemek yiyebilmişim. Eğer kaz eti seviyorsanız ya da tadına bakmak isterseniz size buraya mutlaka gelmenizi öneririm. (Michelin yıldızlı restoran tavsiyesi: Urai Braised Goose (935 Song Wat Rd, Samphanthawong, Bangkok 10100, Tayland) Bu inanılmaz deneyim sonrası Çin mahallesinden yine nehre doğru ilerlemeye devam ederken yanıma bir kişi yaklaştı. O an ilk günün 2. sürprizini yaşayacağımı ve sonrasında bu konuşmanın Tayland seyahatimin rotasını kısmen değiştireceğini henüz bilmiyordum 😊

Haritaya baktığımı görünce bana yardımcı olmak isteyen bir kişi yanıma yaklaşıp nereye gitmek istediğimi sorunca ben de nehir kenarına gidip bota binmek istediğimi söyledim. Bangkok’ta nehir ulaşımı oldukça iyi. Şehir çok büyük olduğu için nehrin pek çok yerinde iskeleler var. Lokal bir ulaşım biçimi ve fiyatı da oldukça uygun. (Nehir ulaşımı notu: Kullanılabilecek farklı bot çeşitleri mevcut:
Orange Flag Boat (Turuncu Bayraklı Botlar) → En çok kullanılan ve uygun fiyatlı (yaklaşık 15–20 THB).
Blue Flag (Mavi Bayraklı Tourist Botları) → Biraz daha pahalı ama İngilizce anonslar var, turistik noktalara uğruyor.
Yerel Bot’lar → Daha az turistik, çok ucuz ama kalabalık olabilir.
Nehir kenarına ulaşmadan önce bana yardımcı olan bir beyefendinin tavsiyesiyle kendimi bir Tuk Tuk’un üzerinde buldum ve yakındaki bir turizm şirketine doğru yola çıktım. Açıkçası oraya giderken burayı devlete ait bir bilgi merkezi sanmıştım; meğer özel bir turizm şirketiymiş.

Daha önce Taylandlıların inanılmaz organizasyon yeteneklerinden bahsetmiştim; işte ilk örneğini burada yaşadım. Şirketteki hanımefendi bana yalnızca yarım saat içinde tüm ülkeyi kapsayan bir seyahat planı hazırladı. Hangi gün nerelere gideceğimden, nerede ne kadar kalacağıma kadar her şey detaylıydı. Doğrusu küçük çaplı bir şok geçirdim 😊
Tekliflerini kabul etmedim ama geriye dönüp düşündüğümde, eğer etseydim o planın eksiksiz bir şekilde gerçekleşeceğinden hiç kuşkum olmazdı.

Bu görüşmeden edindiğim en kritik bilgi ise, benim zaten kendi planımda yer alan Koh Phangan’da kalış tarihlerime denk gelen ünlü Full Moon Party’nin olacağıydı! ki buna gezi yazımızın ilerleyen serilerinde özel olarak değineceğiz 😊

Evet, henüz nehre ulaşıp botlara binemedim ama ilk günün ilk yarısını iki tatlı sürprizle geçirmiş oldum. Bangkok’un bana hazırladığı bu küçük oyunlar, şehrin enerjisini hissetmem için yetti de arttı.
Ama asıl etkileyici kısım henüz başlamadı… Önümüzdeki bölümde sizi şehrin kalbine, büyüleyici tapınaklara götüreceğim. Wat Arun’un gün batımındaki siluetini, Wat Pho’daki dev Yatan Buda’nın huzur veren ihtişamını birlikte hayal edeceğiz. Bangkok’un gerçek ruhu, işte tam da orada saklı.

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar