Malta
Biraz Kuzey Afrika, biraz İtalya. Bolca tarih, bir o kadar deniz, kumsal ve güneş. Bu ay rotamızı en küçük Ada ülkelerinden biri olan, Akdeniz’in tam göbeğinde bulunan Malta. Sicilya’nın güneyinde, Tunus‘un doğusunda ve Libya‘nın kuzeyinde bir ada devleti olan Malta konumu dolayısıyla tarih boyunca çok kez el değiştirmiştir. Malta üç büyük ada ve etrafındaki adacıklardan oluşur; Malta, Gozo ve Comino, ve etrafındaki minik adacıklar. Malta tarihte Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar ve Bizans İmparatorlukları, Araplar, Napolyon ve en son İngilizler tarafından fethedilmiş. 1964 yılında ise bağımsızlığını ilan etmiş. Malta’nın bulunduğu coğrafya sebebiyle oldukça sıcak bir iklimi var. Yazları sıcak, kışları ise ılık bir iklimi var. Yazları genellikle denizi için, kış aylarında ise tarihi dokusu için tercih edilebilir. Ülke o kadar küçük ki bir ucundan diğer ucuna araba ile 1,5 saat sürüyor. Burada trafik İngiltere’deki gibi ters taraftan akıyor. Eğer araba kiralayacaksanız bunu da dikkate almanızda yarar var. Eğer bana soracak olursanız ulaşımda Uber ve Bolt gibi taksi uygulamalarını kullanarak her yere kolayca ulaşabilirsiniz.
VALETTA
Valetta, Malta’nın başkenti ve en etkileyici şehirlerinden biridir. Tarihi dokusuyla, göz kamaştırıcı mimarisiyle ve kültürel zenginliğiyle dikkat çeker. Valetta’da gezilecek birçok önemli yer bulunmaktadır. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi binalar, barok tarzı kiliseler, müzeler ve dar sokaklarıyla adeta keşfedilmeyi bekleyen eşsiz bir hazine gibi. Gelin hep beraber Valetta’daki gezilecek bazı yerlere göz atalım;
TRITON ÇEŞMESİ
Triton Çeşmesi, Malta’nın Valletta Şehir Kapısı’nın hemen dışında bulunan bir çeşmedir. Betondan inşa edilmiş ve traverten levhalarla kaplanmış, büyük bir havzayı tutan üç bronz Tritondan oluşur. Çeşme, Malta’nın en önemli simge yapılarından biridir. 1952 ile 1959 yılları arasında tasarlanıp inşa edilen ve seçkin heykeltıraş Chevalier Vincent Apap ile işbirlikçi ressam Victor Anastasi tarafından ortaklaşa tasarlanan çeşme, 16 Mayıs 1959 Cumartesi günü faaliyete geçti.
Triton Çeşmesi, Valetta şehir giriş kapısının hemen önünde yer alır. Valetta’ya otobüsle geldiğinizde, otobüs terminali hemen Triton çeşmesinin önündedir.
CITY GATE
Valletta’ya açılan orijinal kapı Porta San Giorgio ismiyle bilinir ve Valetta’ya adını veren Grand Master jean Parisot De Valette tarafından, o dönem bütün surları yapan İtalyan mühendis Francesco Laparelli veya asistanı Girolmı Cassar tarafından tasarlanmıştır. Bugün, Valetta’ya girişte kullanılan kapı 5. kapıdır ve 2014 yılında tamamlanmıştır.
REPUBLIC STREET
Valetta’nın şehir kapısından St. Elmo kalesine kadar uzanan Valetta’nın en ünlü caddesinin adıdır. Republic Street Fort St. Elmo’ya kadar uzanırken, bu caddeye açılan tüm sokaklar Republic Street’i dik kesecek şekilde tasarlanmıştır. Rebuplic Caddesi üzerinde, City Gate’den başlayarak, Freedom Square, the Parliament of Malta, Palazzo Ferreria, Royal Opera House, the Archaeology Museum, St. John’s Square, the Courts of Justice, Republic Square, Grandmaster’s Palace, St. George’s Square, Enterprise and Industry, Casa Rocca Piccola gibi yapıları görebilirsiniz. Republic Street trafiğe kapalı bir alandır. Valetta’da gezilecek yerler listesindeki birçok yer Republic street üzerindedir.
VALETTA KATEDRALİ
Valletta Katedrali, Valletta’nın kalbinde yer alan ve şehrin en sembolik simgelerinden biri olan Barok tarzında görkemli bir yapıdır. 1578 yılında St. John Şövalyeleri tarafından inşa edilen katedral, zengin tarihi ve etkileyici mimarisi ile her yıl turistlerin akınına uğramaktadır. Katedralin içi, Caravaggio’nun “Aziz John’un Başının Kesilmesi” tablosu da dâhil olmak üzere, birçok önemli sanat eserine ev sahipliği yapmaktadır. Katedralin zeminleri ise, her biri bir şövalyenin mezarını temsil eden renkli mermerlerden oluşmaktadır.
UPPER BARRAKKA GARDEN
Upper Barrakka Garden, Malta’nın Valletta şehrinin güneydoğusunda bulunmaktadır. Büyük Liman’ın tepesinde bulunan alanları bu bahçe 1661 yılında inşa edilmiştir. Yapılış amacı asıl olarak İtalya Şövalyeleri’nin özel bahçeleri ve egzersiz olarak belirlenmiştir. Halka 1824 yılında tamamen açılmıştır. 2.Dünya Savaşı sırasında büyük zarar görmüş olup, ziyaret etmek isteyenler için ihtişamlı bir şekilde restore edilmiştir. Bahçe terası, Malta’nın ziyaretçilere eşsiz bir manzara göstermektedir. Bahçede büst, heykel, plak koleksiyonları gibi eşyalar Malta tarihindeki çeşitli kişilikleri ve yaşanmış önemli olayları göstermektedir. Bahçenin alt kısmında, önceden donanma gemilerini selamlamak için ateşlenen Selamlama Bataryası bulunmaktadır. Her gün büyük limana bakan terastan ücretsiz bir şekilde izlenebilecek top atışları olmaktadır. Saat 12.00 ve 16.00 da görevli askerler topa barut doldurarak ateşlenmektedir.
LOWER BARRAKKA GARDEN
Lower Barrakka Gardens, Malta’nın Valletta şehrinde bulunan ünlü bir bahçedir. 19. yüzyılda St.Christophe Burcu üzerine inşa edilen bahçe, yürüyüş yolu ve dinlenme alanları ile donatılmıştır. Lower Barrakka Gardens, Upper Barrakka Garden’dan çok uzak bir konumda değildir. Ancak yine de daha az bilinen bir bölgedir. Bu sayede ziyaretçiler, daha sakin ve rahat bir gezinti yapma imkânı bulmaktadır. Lower Barrakka Garden ziyaretçilerine, anıt olarak inşa edilmiş Siege Bell War Memorial manzarasını sunmaktadır. Anıt, çan kulesi şeklinde inşa edilmiştir. Aynı zamanda 2.Dünya Savaşı’ndaki Malta kuşatması sırasında hayatını kaybeden hizmet personellerini ve sivilleri anmak için dikilmiştir. Lower Barakka Gardens, Maltalı isyancı Sir Alexander Ball için 1810 yılında Roma tapınağı şeklinde dikilen anıta da ev sahipliği yapmaktadır. Anıtın karşısında ağaçlar, çalılar ve yeşillikle çevrili küçük bir çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmenin yanında, akşam karanlığını aydınlatan ışıklarla süslenmiş kemerli bir yol bulunmaktadır.
Valetta’yı gezdikten sonra taksi ile Ülkenin en hareketli ve kalabalık şehri Sliema’ya geçiyorum. Sliema, Malta’nın kuzeydoğu kıyısında, Kuzey Liman Bölgesi’nde yer alan bir kasabadır. Büyük bir yerleşim ve ticaret bölgesi olup alışveriş, bar, yemek ve kafe yaşamının merkezidir. Aynı zamanda adanın en yoğun nüfuslu şehridir. Sahil şeridi boyunca bol bol yürüyüp mağazalara ve alışveriş merkezlerine bakıyorum. Akşam güneşi batırıp yorgun bir şekilde otelime dönüyorum. Yarın yorucu bir gün beni bekleyecek. Malta’nın tarihi bölgeleri Mdina ve Rabat’ı gezeceğim.
MDINA & RABAT
Mdina ve Rabat, Malta’da gezilecek yerler listesinde kesinlikle olmasi gereken güzel ve tarihi iki şehir. Mdina, surlarla çevirili ortaçağ şehri, Rabat ise surların dışında kalan şehir. Valletta’dan yaklaşık 13 km uzakta bulunan Mdina, Malta Adasının ortasında bir tepeye kurulu. Bu nedenle Mdina, tarih boyunca denizden gelebilecek tehlikelere karşı güvenli bir şehir olmuş. 1500 yılından Malta Şövalyelerinin yönetimine geçmiş ve 1565’teki Büyük Malta Kuşatmasına kadar Malta’ya başkentlik yapmış. 1565’ten sonra başkent Vittoriosa’ya taşınmış. Pek çok kişi Mdina’yi terk etmiş ve burası adeta bir hayalet şehre dönmüş. Bu nedenle Mdina’ya ” Sessiz Sehir “ deniliyor. Mdina Gate surlarla çevirili Mdina’nin ana giriş kapısı. Malta’da gezdiğim pek çok yerde olduğu gibi Mdina Kapısı barok tarzda insa edilmiş. Mdina Kapısı, 1724’te Portekizli António Manoel de Vilhena yönetimi sırasında açıldığı için Vilhelna Kapısı olarak da adlandırılıyor. Mdina gibi küçücük bir alanda pek çok müze yer alıyor. Bunlardan ilki tarihi şehre girdiğinizde sol tarafta göreceğiniz Ulusal Tarih Müzesi. Barok mimariye sahip binada Malta’da vahşi yasamı gösteren sergiler var. Mdina’nin ünlü St Paul Katedraline bağlı olan St Paul Muzesini de gezebilirsiniz. Müzenin giriş ücreti 10 Euro. Mdina’nin sokakları araba giremeyecek kadar dar ve bir o kadar ıssız. Sadece faytonların dolaşabildiği sokaklarda gezerken dikkatimi bina giriş kapılarındaki bronz kapı tokmakları çekiyor. Her kapıda farklı ve bir o kadar dikkat çekici tokmaklardan isterseniz hediyelik eşya dükkânlarından alabilirsiniz. Ayrıca burada el işçiliği cam süs eşyaları da alabilirsiniz. Mdina’da en fazla geçireceğiniz zaman 2 saat. O da müzeleri gezerseniz. Bende 2 saat sonra kale dışına çıkıp hemen kalenin yanı başında bulunan Rabat’a geliyorum. Şehri gezmeden önce Malta’nın meşhur atıştırmalık böreği diyebileceğimiz Pastizzi ve Qassatat denemek için bir kafeye oturuyorum. Ufak bir moladan sonra şehre girip dar sokaklarında kayboluyorum. Rabat’a gelme nedenlerimden en önemlisi burada bulunan St.Paul yeraltı mezarlarını gezmek. M.S. 4. yüzyıl ile 9. yüzyıl arasında yapılan gömülerin bulunduğu bu yeraltı mezarlığı (katakomp), bugüne dek bulunan en büyük katakomptur. Yaklaşık 2000 metrekare büyüklüğünde olan mezarlıkta 1000’den fazla mezarlık bulunmuştur. 1894’te Maltalı arkeolog Dr. Antonio Annetto Caruana tarafından bulunan yapıya, hemen üzerine inşa edilen bir kiliseden ulaşılır. Romalıların, şehir içine gömülen ölülerin sağlığa olumsuz ortamlar oluşturduğuna inanmasıyla başlattığı bu uygulama yaklaşık 500 yıl sürmüştür. Daha çok çocukların gömüldüğü katakomplar, Rabat’ta görülmesi gereken yerlerin en çarpıcılarından biridir. Katakomp gezimi de bitirip Rabat’tan ayrılıyorum. Şimdiki rotam Malta’nın güney doğusunda bir koy şehri olan Marsaxlokk. Burada önce güneşi batırıp sonrasında güzel bir balık ziyafeti çekeceğim. Yaklaşık 50 dakikalık bir araba yolculuğu ile bu şirin kasabaya varıyorum. Harika bir gün batımı deneyimleyip soluğu Harbour by Johan Balık restoranında alıyorum. Muhteşem bir balık yedikten sonra soluğu otelimde alıyorum. Sabah Uçağım olduğu için erkenden yatıp güzel bir geziyi geride bırakmanın huzuru ve rahatlığı ile güzel ülkeme geri dönüyorum.











