BİR YILBAŞI YAZISI

Bir yıl daha sona eriyor… Takvim yaprakları bir kez daha değişecek, sayılar bir kez daha sıfırdan başlayacak. Yeni yıl denildiğinde hepimizin aklına farklı şeyler gelir: Kimimiz için yeni kararlar alma zamanı, kimimiz için geride bıraktığımız günlerin muhasebesini yapma fırsatı. Şimdilerde kapitalizmin kucağında içi boşalan ama görünüşü artan bir gün oldu yılbaşı kutlamaları. AVM’lerdeki süsler, devasa yılbaşı ağaçları, bitmek bilmeyen indirim kampanyaları… Oysa yetmişli, seksenli ve hatta doksanlı yıllarda yılbaşı gecelerinin büyüsü bambaşkaydı.

O dönemlerde, televizyonun hayatımızdaki yerini şimdikiler anlamakta zorlanabilir. Tek kanal TRT’nin hâkimiyetindeki ekran, yılbaşı gecesi evlerin en büyük eğlencesiydi. Öyle ki; akşam saatlerinden itibaren sofralar kurulur, televizyonun karşısına geçilirdi. Masada bir yandan annelerin özenle hazırladığı yemekler, diğer yanda içecekler ve çerezler… Hep birlikte izlenen programlar, o günlerin belki de en masum eğlencesiydi.

Saat tam 20.00’de yılbaşı özel yayınları başlardı. Önce o dönemin en popüler şarkıcıları sahneye çıkar, şık kıyafetleri ve canlı performanslarıyla ekranları şenlendirirdi. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer gibi isimlerin şarkılarına eşlik eden aileler, o anda evde değil de sanki bir konser salonunda gibiydi. Ardından sıra skeçlere ve yarışmalara gelirdi. Özellikle Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın skeçleri, yılbaşı gecelerinin vazgeçilmeziydi. İnsanlar ekran karşısında kahkahalar atar, gündelik hayatın sıkıntılarını birkaç saatliğine de olsa unuturdu.

Ve tabi ki tam gece yarısından sonra herkesin beklediği o an: Dansöz sahneye çıkardı!

Çocuklar bile uykusuz kalmayı göze alır, “dansöz”ün büyüsüne kapılırdı. O dönemin dansözleri yalnızca birer sanatçı değil aynı zamanda birer efsaneydi. Saçları, kıyafetleri, dansları… Hepsi o kadar göz alıcıydı ki; televizyon ekranı bir anda ışıl ışıl olurdu. Ailelerin hep birlikte bu anı paylaşması, ekrana hayranlıkla bakmaları şimdilerde biraz nostaljik bir tebessümle hatırlanıyor.

Yılbaşı gecelerinin en çok izlenen, beklenen ismi kuşkusuz sanat güneşimiz “Zeki Müren” ekranlara çıktığı zaman nefesler tutulur büyük bir heyecan ve zevkle bu eşsiz sanatçının şarkıları dinlenirdi.

O günlerde yılbaşı eğlenceleri yalnızca televizyonla sınırlı kalmazdı. Çocuklar için ayrı bir heyecan olan tombala oynanırdı. Plastik poşetin içindeki küçük taşlar çekilir, herkes kendi kartındaki numaraları dikkatle işaretlerdi. Tombalayı bulan çocuklar büyük bir zafer kazanmış gibi sevinir, oyun sonrasında alınan ufak tefek hediyelerle mutlu olurdu. Şimdi düşününce; tombala o günlerin en masum heyecanlarından biriymiş gibi geliyor.

Eskiden yılbaşı gecelerinin en heyecanla beklenen anlarından biri de Milli Piyango çekilişi idi. Aylar öncesinden biletler alınır, çeyrek, yarım ya da tam bilet seçenekleriyle herkes bütçesine göre şansını denerdi. Çekiliş, TRT ekranlarından canlı olarak yayınlanır, aileler ekran başında toplanır ve sonuçları büyük bir merakla takip ederdi. Şeffaf makinelerle gerçekleştirilen çekilişin sunucuların heyecanlı açıklamalarıyla birleşen ritüeli, adeta bir toplumsal etkinlik niteliğindeydi. Kimin hayatının değişeceği konuşulurken çekilişi izleyen herkes bileti olmasa bile hayallere dalardı. Yeni bir ev, araba, borçların kapanması ya da sevdiklere sunulacak daha iyi bir yaşam…

Belki de yılbaşı gecelerinin asıl güzelliği, hepimizi bir araya getiren sıcaklığıydı. Herkes aynı anda aynı şeylere gülüyor, aynı şarkılara eşlik ediyor ve aynı umudu taşıyordu: Daha güzel bir yıl dileği. Sokaklarda fazla ışık yoktu, süslü yılbaşı ağaçları her evde bulunmazdı, ama içimizdeki samimiyet daha parlaktı.

Şimdilerde yılbaşı geceleri daha gösterişli olabilir. Lüks restoranlarda yemekler yeniyor, sosyal medyada paylaşılan süslü masalar yarışıyor. Ancak o eski günlerin içtenliğini bulmak zor. Belki de bu yüzden yılbaşı, biraz da geçmişin sıcak anılarına dönüp bakma zamanı. Çünkü ne kadar değişirse değişsin yılbaşının asıl anlamı hala aynı: Sevdiklerinle bir arada olabilmek, birlikte bir yıl daha devirmiş olmanın mutluluğunu yaşayabilmek…

Her ne kadar geçmişteki yılbaşıların büyüsü kalmasa da hala bu duyguyu yaşatmak mümkün. Yeter ki gözlerimizi ekrandan ya da telefonlarımızdan bir an kaldırıp yanımızdakilere bakmayı unutmayalım.

Ayrıca 2024 yılı, sadece bir sayı değil; umutlarımızı, hayallerimizi ve cesaretimizi yeniden inşa edeceğimiz bir dönem olsun. Kendimize şu soruyu soralım: “Bu yıl hayatımda neyi gerçekten değiştirmek istiyorum ve bunu nasıl başarabilirim?”

Yeni yıl, bir armağan gibi kapımızı çalarken hepimizin bu armağanı en iyi şekilde değerlendirmesini dilerim. Zaman, bir kez daha elimizden akıp gitmeden önce elimizde olanların kıymetini bilmek ve gerçekten önemli olanlara odaklanmak dileğiyle…

Adem Canözer

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar

Bir yanıt yazın