Varoluşsal zaafları zannettiği gerçekleri yanı başına kurar insan ve arzularının haritasını hep aynı yöne kırar, yani başarılı bir hayata.
Fakat bir sınırı yoktur isteklerin hep dahasına rotalar başarı navigasyonunu ve nerede kestirme yol görse ona hamle yapar.
Başarı hedeflenen her olgunun sebeplerine tutarlı emekler veremediğimizde, istenmeyen sonuçlara neticede “kader” dediğimiz fakat kendi zanlısı olduğumuz felaketlerimiz diyebiliriz. Kör değiliz biliyorsun sevgili okuyucu, zihnimizde her hamle -iyi ya da kötü- bir adımla artık normal olmaya başlar. Ve suç ortağı olduğu her şeyi zihin normal görür.
Fark et, dengeyi sağla ve başarısız ol. Neden başarısız ol diye söyledim ki? Çünkü dahası hep var! Fakat keşif edecek bir ömür ve harita yok. Hayatında şimdi olana konuksever olmadan, gerçekçi koyduğun hedefe her gün %1 daha yaklaşmak için bir önceki günden daha kararlı olmadan olmuyor.
Çünkü hayat rastgele değil, boşluklar dolulukları arar ve bu bazen cehalet, bazen alamet, bazen de bilgelikle dolar.
Farkı belirleyen ise her gün tutarlı şekilde %1 hangi yöne hareket ettiğin, pozitife mi, negatife mi? İşte bu tutarlılık seni o hedefe yaklaştırıyor ya da uzaklaştırıyor.
Peki başarılı bir hayat bizim duruma tepkilerimizde mi? Başarı kimin lügatinde ne demek?
Sevgili okuyucu, başarı en küçük atomik reaksiyonlarda dahi aynı. Yani tutarlı bir durum ve reaksiyona girmek için tepkimeleri sürekli geliştiren, sonuca oluşmak için güçlü sebepler inşa eden bir olgu!
Başarısız bir anne, başarısız bir çocuk, başarısız bir iş insanı, başarısız bir baba… Her şey olabilirsin bu hayatta. Çünkü her kimlik insanın üzerine giydiği bir gömlek gibidir.
Zaman geçer yüzünün ütüsü bozulur, elleri kırışır ancak o kıyafet hep üzerindedir insanın. Göğün tepesindeki yıldızlar saçlarına düşer ama insan yine giyer o kıyafeti üzerine… Mesele yol yakın veya uzak değilken yani hiçbir şey bilmiyorken tepkilerimizi değiştirmekte…
Yoksa boğazda sadece 360 yalı ve orada yaşamak isteyen milyonlarcası… 100 metre atletizm yarışını sürekli Afrika kökenlilerin kazanması… Sence Avrupalılar o yarışı kazanmak istemiyor mu? Güçlü değil mi sebepleri? Herkes o yalıda oturmak istemez mi?
Sebeplerini güçlendirmeden sonuçları üzerine depresyona, umutsuzluğa girmek için heves etme. Önce bir irdele nerede bu puzzle parçasını yanlış yerleştirdim? Sonra her şey olduğu haliyle ve yarın yeni bir gün, yeniden başlarım diyerek umut dolu olabilir…
Neticede güçlü bir sebep, en zayıf olduğunuz yerde inşa edilir. Bu, evden okula fakirlikten sürekli koşmak zorunda kalan o eksikliği beceri haline getiren Afrika kökenli kardeşlerimizin yaptığı gibidir bazen.
Senin eksikliğin nerede? Gerçek hedefin ne?
Sonraki yazıda buluşalım.
Selahattin Demir











