GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TELEVİZYON KÜLTÜRÜ
Adem CANÖZER
Eskiden bir söz vardı: “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ben bu sözü biraz değiştirdim ve günümüze uyarladım. “Bana izlediğin TV programını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ben hem Gazetecilik hem de Radyo TV okumuş ve yıllarca çeşitli kanallarda görev yapmış biri olarak televizyonun toplumdaki öneminin farkındayım.
Sosyoekonomik gelişimini tamamlamış toplumların en büyük eğlencesi televizyondur. 70’li yıllarda her evde olmayan ama evinde TV olanların komşu ve akrabalarca ziyaret edilmesini sağlayan televizyon, o dönemlerde toplumun en sevdiği eğlenceydi. Haftanın belli günlerinde kısıtlı saatlerde yayın yapan televizyon programlarında kullanılan dil çok kaliteliydi. Evlerin baş köşesine konulan ve üzeri dantelli örtü örtülen televizyonlar artık hayatımızın bir parçası olmuştu. Yayınlar askeri törenden çekilmiş bir görüntü ile okunan “İstiklal Marşı” ile açılıyordu ve o dönemin çocukları, askerler ekrana çıkınca hazır ola geçip istiklal marşını okuyordu. Hatta yayın başlamadan önce ekranda görülen renkli sinyal görüntüsü bile o dönemin çocukları için farklı bir heyecandı. Eskiden radyolarda okunan darbe bildirilerinin yerini TV’de görüntülü bir şekilde okunan darbe bildirileri almıştı.
80’li yıllardan itibaren ise ülkemizde yayılmaya başlayan televizyon yayını haftanın her günü daha çok süre ile izleyicinin karşısına çıkmaya başladı. Halk, televizyonu o kadar sevdi ki; reklam oyuncuları ya da “İşitme Engelliler Haber Bülteni” sunucuları bile ülkede popstar muamelesi gördü. Halk, TV karakterlerini o kadar benimsedi ki; ülkede yaşanan kuraklık hava durumunu sunucusuna bağlandı. TRT’nin yeni kanallar açması ile televizyon bir lüks olmaktan çıkıp bir ihtiyaç oldu. Evlenen çiftlerin çeyizlerindeki en önemli parça televizyondu artık. Hükümetler, TV’deki kamu spotları ile alışveriş sonrası fiş alınması gerektiğinden evde otururken gereksiz ışıkları söndürmemize, sokakta yere çöp atmamamız gerektiğinden trafik kurallarına uymamız gerektiğine kadar birçok farklı konuda halka eğitim vermeye başladı. Müzik, eğlence programları, spor yayınları, haber bültenleri, ülkenin en ücra köşelerine bile devletin varlığını hissettirdi.
90’lı yıllarda özel kanalların hayatımıza girmesi ile birlikte hem özgürlükçü hem de kalitesiz yayınlar tarafından adeta bombardımana tutulduk. TRT’nin öğretici ve sansürlü yayınlarından sıkılan halk, özel kanalların bu kalitesiz ve pek de fazla zekâ gerektirmeyen yayınlarına adeta daldı. Türk halkı raiting denen şeyle de bu dönemde tanıştı. Kalite düştükçe raiting arttı, raiting arttıkça kalite düştü. Hülya Avşar ile Sibel Can’ın başrolde olduğu magazin programları, Reha Muhtar’ın saçma soruları ile izlenen haberler, her gün ailece izlenen pembe diziler toplumun değerlerini yerle bir etti. Hülya Avşar’ın Ricky Martin’in poposunu ellemesi, Sevda Demirel’in Handa Ataizi’ni tokatlaması, Seda Sayan’ın evlilikleri, M. Ali Erbil’in yarışmalarındaki iğrençlikler, Bülent Ersoy’un aşkları o dönemin sembolleri oldu.
Buradan hareketle günümüzde gündüz özel kanallardaki kadın programlarında cinayetler, çarpık ilişkiler toplumumuzun yapısını yansıtmaktadır. Bu programlar kurgu değil bizzat toplumun gerçekleridir. Yasak aşkına şahit olduğu için kendi evladını öldüren anneleri bile biz bu yayınlarda öğrendik oysa dizi ya da film senaristleri bile bu kadar cüretkâr olamazlardı. Dizi demişken akşamları her kanalda farklı isimlerle yayınlanan ama hepsi birbirinin aynısı olan diziler mafya ve çarpık ilişkileri insanlara normalleştirmiştir. Haberlere baktığımızda ise kapkaç, cinayet, dolandırıcılık ve benzer konular yer almaktadır. Yazımızın başında söylemiştim. “Bana izlediğin TV programını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”
İşte buradan hareketle; toplumumuz maalesef günümüzde en çok izlenen TV programları gibidir. Halk belgesel ya da kültür-sanat programları yerine bu dizi ve programları izleyerek aslında kendi iç dünyasını yansıtmaktadır. Şimdilerde ise televizyonlardan daha kontrolsüz bir güç artık toplumun damarlarına işledi. “Sosyal Medya”. Akıllı telefonlar ile her eve hatta bireye özel olan bu platform toplumdaki çürümüşlüğü hem yansıtmış hem de arttırmaktadır.
Sonuç olarak toplumsal sorunlarımızın temelinde cehalet ve eğitimsizlik yer almaktadır. Ve halk, kendi seviyesini gerek izlediği TV programları ile gerekse sosyal medyadaki takip ettikleri ile göstermektedir.
Okuyan ve seçici olan bir topluma evrilmemiz ümidiyle hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.











