ÇANAKKALE DESTANI 110 YAŞINDA

ÇANAKKALE DESTANI 110 YAŞINDA

                Tarih 1915. Osmanlı İmparatorluğu tüm dünya tarafından hasta adam olarak nitelendirilmekte ve artık ölüm döşeğinde olduğu düşünülmekte idi. Bizim açımızdan büyük bir yenilgiyle sonuçlanan Balkan Savaşları sonucunda bir dönemin dünyaya hükmeden imparatorluğu tamamen Anadolu’ya çekilmek zorunda kalmış, bağımsızlığını kazanan Balkan Devletleri’nin de etkisi ile Türklerin başkenti İstanbul’un kaybedilme ihtimali iyiden iyiye baş göstermeye başlamıştı. Ordu ise yaşadığı travmayı üzerinden atamıyor ve her geçen gün daha fazla güç kaybediyordu. Sarayın içinde olduğu çaresizlik ise kurtuluşu Almanlarla iş birliği yapmayı zorunlu hale getiriyor ve koskoca Osmanlı Ordusu Alman subaylara emanet ediliyordu.

                Ne var ki savaşlar dönemi sadece Balkanlarla sınırlı kalmayacak ve aradan bir yıl geçmeden tekrar kapımızda tehlike çanları çalmaya başlanacaktı. Osmanlı’nın savaşa girmemek ve tarafsız kalmak gibi bir tutumu görünse de Alman Donanması’na bağlı olan Goben ve Breslau Türk Boğazlarından geçerek Osmanlı’ya sığınmış ve Türk Donanması’na dahil olmuştu. Bu dahil oluşun üzerinden çok kısa bir süre sonra 29 Ekim 1914’de söz konusu iki zırhlının Karadeniz kıyılarına düzenlediği saldırı fitili ateşlemiş ve geri dönüşü olmayan yola girilmişti. Bu tarihe kadar Ruslar da boğazların işgali için İtilaf Devletlerine baskı kurmakta ve hem boğazlardan geçecek gemilerin kendileri için tehdit oluşturmasının hem de Türk Ordusu’nun Batı Cephesine odaklanması sayesinde kendi sınırlarını güvende tutmak isteklerini dile getiriyorlardı. Goben ve Breslau yani yeni isimleri ile Yavuz ve Midilli’nin bu saldırısı ise İngilizler için bulunmaz fırsat olmuş ve Osmanlı’ya karşı fiilen saldırılar başlamıştı.

                İngiliz Donanması için asıl ama İstanbul ve beraberinde Çanakkale’yi ele geçirmek olsa da ilk hedef İzmir olacaktı. Yavuz ve Midilli’nin saldırısından sadece üç gün sonra yani 1 Kasım 1914’de iki İngiliz destroyeri İzmir Limanı’na saldırıya geçiyor ve bir Türk mayıs gemisi batırılıyordu. Bu İngilizlerin Osmanlı’ya karşı I. Dünya Savaşı kapsamındaki ilk saldırısı olacaktı. Ardından da Amiral Carden’e Çanakkale Boğazı’nın girişindeki kaleleri, bombalaması emri verilecek ve 3 Kasım sabahı bu bombardıman iki İngiliz Kruvazörü tarafından gerçekleştirildi.

                Bu saldırı yukarıda da ifade ettiğim gibi aranan bir fırsatın bulunduğu anda hayata geçirilmesiydi. Nitekim İngilizler aslında bu saldırının alt yapısını çoktan hazırlamaya başlamışlardı. 1844 yılında Kaptan Richard Copeland ve Graves başkanlığında bir İngiliz birliği 20 yıl İzmir’de çalışarak İngiliz Deniz Kuvvetleri için ilk defa İzmir şehrinin planını ve limanın haritasını yapmışlardı. Yani Emperyalist ülkeler planlarını çoktan yapmış ve sadece hayata geçirmek kalmıştı.

ÇANAKKALE’NİN BİLİNMEYEN KAHRAMANI: VALİ RAHMİ BEY

18 Mart Çanakkale Deniz Savaşları başlamadan önce, İzmir bir kez daha hedef olacaktı. Suriye açıklarında bulunan Earyalus sancak gemisi komodoru Amiral Peirse 2 Mart 1915 tarihinde aldığı emir ile İzmir’e doğru hareket edecek ve Çanakkale açıklarında hazır olan iki savaş gemisi de kendisine eşlik etmek üzere yola çıkacaktı. Burada üç temel amaç vardı. Bunların başında İzmir Limanı’nı Osmanlı’nın başta denizaltılar olmak üzere deniz kuvvetleri için kullanılmaz hale getirmek ve harekât sonrası kendilerine arkadan gelebilecek bir saldırıyı engellemek. İkinci amaç ise yine Osmanlı ticaretine darbe vurulmak istenmesidir. İzmir Akdeniz’e açılan kapı olması nedeni ile Osmanlı’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri konumunda idi. Burada liman ticaretini durdurmak sadece harekât esnasından değil, daha sonra devreye sokulacak planlarda da ekonomik olarak çıkmaza giren Türklerin harekât kabiliyeti ortadan kalkacaktı. Üçüncü amaca baktığımızda ise Çanakkale öncesi İzmir’i ele geçirmek Türkler için psikolojik bir yıkım olacaktı. Bu durum Çanakkale’deki direnci kıracaktı. Bu niyetlerle İzmir’in önüne gelen İngilizler 5-9 Mart 1915 tarihleri arasında İzmir’i bombalamaya başlamışlardı. 5 İngiliz, 1 Fransız ve 1 Rus savaş gemisi ile nakliye gemileri ile monitörlerinden oluşan İtilaf donanması önce Aliağa, Reşadiye ve Şakran’ı, ardından da İzmir’i bombalıyorlardı. Yenikale Savunması olarak tarihe geçen olaylarda 7 Mart tarihinde, 3 saatte 140 mermi yiyen savunma hattımız bir şehit ve dört yaralı veriyor, karşılığında İngilizlerin Okino adlı gemisi mayına çarparak batıyor, HSM Triump ise yaralanarak geri çekiliyordu. İngilizler bu olaylar sonucunda İzmir Vali Rahmi Bey’den şehrin anahtarını istiyor ve kendilerine İzmir’in prenslik yapılarak yönetimine devam etmesini teklif ediliyordu. Bu ahlaksız teklifi reddeden Vali Rahmi Bey “Cayır Cayır yakarım da İzmir’i size teslim etmem. Bu davranışınızla İzmir’deki Levantenlerin de hayatını tehlikeye atıyorsunuz” diye cevap veriyor, olası saldırıda hedef olacak olan Türk Mahallelerini korumak için İzmir’de yaşayan Levantenleri de oTürklerin arasına yerleştirerek rest çekiyor ve yapacakları saldırıda Hristiyan halkın da zarar göreceğini ifade ederek filo komutanına isterse İzmir’i bombalayabileceğini söylüyordu. Bu gelişmeler üzerine ABD konsolosu durumun ciddiyetini fark ederek İngiliz Amirali Pierse ile görüşme yaptığı görüşmede İngilizlerin vazgeçmesini sağlıyordu. Tüm bu olaylar sürecinde Çanakkale’nin ön saldırısı niteliğindeki İzmir’de 4 şehit ve 7 yaralı veriyorduk.

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI(19 ŞUBAT 1915 – 18 MART 1915)

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi Rusların 1915 başında Osmanlı’nın Doğu Anadolu’daki tehdidini hafifletmek için Batı’da yapılmasını istediği harekât Churchill için bulunmaz bir fırsattı. ANZAC destekli İngilizler Mısır’da bir tümen toplayarak hazırlıklarına başladı.

19 Şubat’ta hareket eden donanma, 23 Şubat’ta Limni Adası’nı işgal etti. Günlerce İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale’de tabyaları topa tutarak susturmaya çalıştılar. Eski toplar kullanan Osmanlı topçusu çok ağır kayıplar verdiyse de ezilmedi. İngiliz Amirali de Robeck topların çoğunluğunu susturduğuna, mayınların büyük ölçüde temizlendiğine inanarak 18 Mart günü boğaza girme emrini verdi. Oysa bir gece önce Nusret Mayın Gemisi gemilerin manevra alanı olan Erenköy Körfezi’ne 26 mayın daha dökmüştü. 18 zırhlıdan oluşan İtilaf donanmasının 3 zırhlısı batıp 5 tanesi yaralanınca geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı parlak bir zafer kazanmış bulunuyordu.

Bu aşamada savunma Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı tarafından yapılmakta olup komutanı da Cevat Paşa’dır. Bu bir aylık süre içinde binlerce mermi ile Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları tahrip ediliyor. 18 Mart günü 3 deniz tümeninden oluşan filo Amiral De Robeck komutasında boğaza giriş yapıyor.

ÇANAKKALE KARA SAVAŞLARI – 25 NİSAN 1915 – 8/9 OCAK 1916

                Fakat İngilizler bu sefer çıkarma yaparak karadan amaçlarına ulaşmak istediler. 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’na ve Anadolu kıyısına çıkarma yaptılar. Bu çıkarmaların bir kısmı oyalama çıkarmalarıydı. Ciddi çıkarmalar ise Seddülbahir ve Arıburnu’na yapıldı. Her iki noktada direnebildiği için İngilizler ancak kıyılarda tutunabildi. Her iki noktada direnebildiği için İngilizler ancak kıyılarda tutunabildiler. Arkalarında savaş gemilerinin ağır topçu ateşi olduğu için Osmanlı askerinin durumu zordu. Üstelik cephe komutanı Liman Von Sanders’in esas saldırının Saros Körfezi’nden yapılacağı konusunda bir takıntısı olduğundan Türk kuvvetlerinin önemli bir bölümü Ağustos’a kadar orada tutuldu.

(Seddülbahir’e çıkacak olan deniz piyadeleri zaman zaman filikalara indiriliyor sonra yeniden gemilere alınıyorlardı. Liman Paşa bu hareketler gerçek bir çıkarma hazırlığı mı yoksa gösteri mi hala bunu anlamaya çalışıyordu. Bu sırada Arıburnu ve Seddülbahir’in bazı koy ve kumsallarında kan gövdeyi götürüyordu. Saros’ta iki, Çanakkale kesiminde bir olmak üzere toplam üç tümen yani yaklaşık 36.000 asker, bütünüyle savaş dışı durumunda boş bekliyordu)

Kara Savaşı 25 Nisan 1915’ten 8/9 Ocak 1916’ya değin sürdü. Batı Cephesi’nde olduğu gibi bir siper savaşıydı. Taraflar çok ağır kayıplar vererek yaptıkları saldırılardan kesin sonuç alamıyorlardı. İngilizlerin (ANZAC ve Fransızlar dahil) sırtlarını donanma topçusuna verdikleri (ve genel silah üstünlüğü), yaz sıcağında denize girme olanakları olduğu, konserve et, çikolata gibi yiyeceklerle beslendikleri için işleri görece daha kolaydı. Osmanlı askeri ekmek ve bulgurla besleniyordu. İki tarafın ortak sıkıntısı siperlerin ortasında kalan ve bozulan ölüler dolayısıyla bölgeyi kaplayan koku ve sinek bulutlarıydı (zaman zaman bu yüzden ateşkes yapılıyor, iki taraf şehitlerini gömüyordu.)

İngilizler sonunda Osmanlı kuvvetlerine sezdirmeden geri çekilmeyi başardılar. Fakat denizde, sonra da karada ağır bir yenilgiye uğramış bulunuyorlardı. İngiliz emperyalizminin karizması fena çizilmişti.

Osmanlı 55.000 şehit verdi. Yaralılar, kayıplar, hastalarla birlikte 250.000 kayıp verildi. Karşı tarafın kaybı da benzer rakamlardaydı.

Çanakkale Savaşının önemli sonuçları şu şekilde olmuştur:

  • Türklüğün Dirilişi oldu, Karlofça Antlaşması’ndan (1699) bu yana süregelen yenilgi süreci kesildi.
  • Mustafa Kemal Atatürk’ü dünyaya tanıtan savaş oldu
  • Rusya’ya boğazlardan yardım ulaşması engellenmiş ve Çarlık döneminin sona ermesi ve Bolşevik devriminin gerçekleşmesinde büyük etkisi olmuştur.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ÇANAKKALE

                Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılmış olduğunu, 27 Ekim 1913’ten itibaren Ataşemiliter olarak görev yaptığı Sofya Büyükelçiliği’nde öğrenmiştir. Bu durumu, “bir felaket” olarak değerlendirmiş; aktif görev almak amacıyla Başkomutanlık Vekâleti’ne başvurarak rütbesine uygun görev istemiştir. Tekirdağ’da kurulmakta olan 19’uncu Tümen Komutanlığı’na 20 Ocak 1915 tarihinde Yarbay rütbesi ile atanmıştır.

Çanakkale ve Gelibolu muharebe alanı, Mustafa Kemal’in yabancısı olduğu bir yer değildir. Henüz Balkan Savaşları’nın son safhalarında Bolayır’da Fahri Paşa’nın kumandasında bulunan kuvvetlerin “Erkan-ı Harbiyesi Harekât Şubesi Müdürü” olarak görev yapmış ve bu sıralarda Çanakkale sahilini ve bölgenin savunma tertibatını tetkik etmiştir. Yaklaşık bir yıl kadar görevli olduğu süre boyunca, bu coğrafî alanı ve araziyi öğrenmiştir.

Mustafa Kemal’in 18 Mart’a kadar devam eden Deniz savunmasında görevi, Gelibolu Yarımadası’na olası bir amfibi harekâtı karşılamak ve gidermektir. Aynı zamanda Boğaz’ın Rumeli yakasında görevli olan topçu birlikleri de Maydos Mıntıka Komutanı olarak Mustafa Kemal’in emrindedir. 18 Mart Boğaz Zaferi’nden sonra Mustafa Kemal, düşmanın olası çıkarma noktalarının nereleri olabileceği ve bu noktalara karşı Türk birliklerinin savunma planının nasıl olacağı konusunda çalışmalarını yoğunlaştırmıştır.

Mustafa Kemal’e göre, düşmanın karaya ayak basmasına müsait olan coğrafî bölgelere, kısa sürede müdahale edilebilecek bir tertibat alınması gerekiyordu. Ancak Liman Von Sanders’in 24 Mart 1915’te 5’inci Ordu Komutanlığı’na atanması sonrası, savunma tertibatında önemli değişiklikler yapılmıştır. Sanders’e göre donanma ateşiyle etkili atışlar yapılacağından düşmanın karaya çıkmasına müsaade etmek ve daha sonra yapılacak taarruzlarla düşmanı denize dökmek uygun olacaktı.

25 Nisan 1915 sabahı Mustafa Kemal’in öngörüsü gerçekleşmiş ve İngiliz birlikleri Gelibolu Yarımadası’nda Kabatepe ve Seddülbahir bölgesine, Anadolu tarafında Kumkale’ye eş zamanlı asker çıkarmıştır.

Mustafa Kemal, yaklaşık 11 ay süre boyunca Çanakkale Cephesi’nde bulunmuştur. 20 Ocak 1915’te 19’uncu Tümen Komutanı olarak cephede göreve atanmış, 10 Aralık 1915’te cepheden ayrılmıştır. Çanakkale Savaşları’na Yarbay rütbesi ile katılmış, 1 Haziran 1915’te Albaylığa terfi etmiştir. Cephede 19’uncu Tümen Komutanı, Maydos Mıntıka Komutanı, Arıburnu Kuvvetleri Komutanı ve Anafartalar Grup Komutanı görevlerinde bulunmuştur.

ATATÜRK’SÜZ ÇANAKKALE ANILAMAZ

                Mustafa Kemal, Arıburnu, Anafarta ve Kireçtepe bölgelerindeki üç önemli kritik askerî müdahalesi ile Çanakkale Savaşları’nın kaderini tayin etmiştir.

Arıburnu Müdahalesi:25 Nisan 1915 tarihinde saat 04.30’dan itibaren Kabatepe açıklarından çıkarma yapan, birçoğu Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinden oluşan İngiliz birliklerine karşı yapılmıştır. 27’nci Alay’a bağlı kıyı gözetleme postalarıyla karşılaşan İngiliz birlikleri kısa sürede Conkbayırı sırtlarına hızlıca ilerlemişlerdir. Kocaçimen – Conkbayırı hattı tüm yarımadanın en yüksek mevkii olup burada tutunacak birliklerin, savaşın neticesini belirleyecek nitelikte olduğu muhakkak. Düşmanın tam olarak nereye çıktığı ve miktarının ne olduğu hakkında henüz yeterli bir bilgi yoktur. Mustafa Kemal, sabahın erken saatlerinden itibaren birliklerini harekete hazır bir hale getirerek çıkarma hakkında detaylı bilgi almaya çalışmıştır. Nitekim kolordudan kesin bir emir almaksızın harekete geçme kararı vermiş ve 57’nci Alay ile bir dağ bataryasını yanına alarak Kocaçimen istikametine yürüyüşe başlamıştır. Kocaçimen sırtlarına gelindiğinde birliklerine 10 dakikalık bir istirahat verip Abdalbayırı-Conkbayırı istikametine gelmelerini söylemiştir. Kendisi de yanına yaverini alarak durumu yakından görmek üzere Conkbayırı’na doğru yol almış; bu esnada düşmanın çıkarma teşebbüsüne karşı koyan 27’nci Alay’a ait gözetleme postasının bazı askerlerinin Düztepe bölgesinden Kocaçimen’e doğru kaçıştıklarını görmüştür. Bizzat bu askerlerin önüne geçerek onları durdurmuş ve mevzi almalarını sağlamıştır.

Mustafa Kemal, hazırladığı raporunda bunu şöyle anlatır:

– Niçin kaçıyorsunuz, dedim.

– Efendim, düşman, dediler

– Nerede, dedim.

– İşte! Diye 261 Rakımlı tepeyi gösterdiler.

– Düşmandan kaçılmaz, dedim.

– Cephanemiz kalmadı, dediler.

– Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim ve bağırarak süngü taktırdım ve yere yatırdım.

Bunun üzerine düşman askeri de yere yatmış ve kazanılan kısa bir müddetten sonra 57’nci Alay ve dağ bataryası bölgeye yetişmiştir. Mustafa Kemal, Ruşen Eşref’e verdiği mülakatta içinde bulunulan bu durumu, Çanakkale Savaşları’nın en önemli anı olarak değerlendirir ve İşte, kazandığımız an, bu andı der. Yarımadanın en yüksek tepesi olan Kocaçimen’in elde tutulması, Mustafa Kemal’in öngörüsü sayesinde olmuştur.

Conkbayırı – Anafarta müdahalesi: 6 Ağustos 1915 tarihinden sonra ciddi takviye alan İngiliz birliklerinin kuşatma ve taarruz hareketlerine karşı elde edilmiş bir başarıdır. Mustafa Kemal, 9 Ağustos 1915’te 19’uncu Tümen Komutanlığı’ndan ayrılarak Anafartalar Grup Komutanlığı görevine başlamış ve taarruzun başına geçmiştir. 6 Ağustos çıkarmasından sonra ileri harekâta geçen İngiliz birlikleri, Kocaçimen-Conkbayırı mıntıkasında Şahinsırt’ın zirvesi de dahil olmak üzere Sazlıdere taraflarını ve Conkbayırı platosunun en yüksek kısmını işgal etmişlerdi. İngiliz birliklerinin, bölgenin en yüksek mevkii olan Kocaçimentepe’ye ulaşmalarına çok az kalmış iken ve Conkbayırı sırtlarını ele geçirerek Kocaçimen’e doğru taarruz ederken Mustafa Kemal, Kocaçimen-Conkbayırı hattının ele geçmemesi için 10 Ağustos saat 04.30’da baskın şeklinde bir taarruza karar vermiştir. Herhangi bir topçu ateşi olmaksızın yapılan taarruz, sessizce ve Mustafa Kemal’in havaya kaldırdığı kırbaç işareti ile başlamıştır. İngilizler, taarruzun ilk anından itibaren düzensiz bir şekilde geri çekilmeye başlamışlar ve dört saat süren mücadeleden sonra Conkbayırı’nı tamamen boşaltmışlardır. 21 Ağustos 1915 tarihinde II. Anafartalar Muharebesi olarak adlandırılan muharebelerde, yine Mustafa Kemal, özellikle 7’nci ve 12’nci Tümen’le İngilizlerin taarruzunu durdurmuş ve geri atmıştı.

Kireçtepe müdahalesi: 6 Ağustos Suvla çıkarmasının bir başka dalgası olan Kireçtepe sırtlarını ele geçirmek amaçlı taarruzlarına karşı yapılmıştır. Bölgede sadece gözetleme amaçlı bulunan jandarma taburları nedeniyle kolayca gelişme imkânı bulan taarruz sonucu İngiliz birlikleri, iki gün içerisinde Kireçtepe sırtlarının büyük bölümünü kolaylıkla ele geçirmiştir. Bölgeye gönderilen takviye birlikler (35’inci ve 36’ncı Alaylar), Kireçtepe sırtlarının en hâkim tepesi olan Aslantepe-Kanlıtepe hattında mücadele içindedir. 15 Ağustos’ta İngilizler, Aslantepe’yi ele geçirerek Kanlıtepe’ye taarruz etmişlerdir. Durumun ciddiyeti nedeniyle bölgedeki kuvvetleri Kireçtepe yönüne sevk etmiştir. Kendisi de bu birliklerle beraber muharebe hattına daha da yaklaşma gereği duymuştur. 161 Rakımlı Tepe civarında bölgenin İngiliz donanmasının sürekli ateşi altında olmasından dolayı gönderdiği takviye birliklerinin durduklarını, ilerleyemediklerini görmüştür. Mustafa Kemal, ani bir kararla atından inerek donanma ateşi altında koşar adımlarla yolu geçmiştir. Arkasından yaverleri geçmiştir. Bundan sonra Mustafa Kemal, “Geçeceksiniz!” diye bağırarak, takviye birliklerinin parça parça koşmak suretiyle karşıya geçmesini sağlamıştır. Bu suretle yapılan karşı taarruzla Kireçtepe’nin hâkim noktaları, Türk birliklerinin eline geçmiştir.

Bu üç müdahalenin de ortak özelliği düşman kuvvetlerinin en güçlü olduğu, takviye aldığı anlarda yapılması olmuştur ve düşmanın amacı üçünde de yarımadanın en yüksek yeri olan Kocaçimen’i ele geçirmektir. Böylece hem yarımadaya hem de boğaza tam hakimiyet sağlamış olacaktı.

Atatürk’ün Çanakkale’deki kritik Emirleri:

  • 19’uncu Tümen’e bağlı Arap erlerinden oluşan 77’nci Alay askerleri Kanlısırt’ın güneyine taarruz etmeleri gerekirken etmediklerini ve gece boyunca düzensiz bir şekilde oraya buraya ateş ettiklerini ve daha sonra da bütün alayın neredeyse tamamının firar ettiğini öğrendiğinde 77’nci Alay 1’inci Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Efendi’ye “Şimdi bize düşen bu kaçanlara lanet etmek değil onları tekrar toplayıp muharebeye sevk etmektir. Bunun için derhal tabancanızı çıkarınız ve bütün maiyetinizde ve temasınızda bulunan zabitlere aynı salahiyeti verdiğimi tebliğ ediniz. Kaçanları vurunuz ve kuvvetlerinizi Kocadere’nin garbındaki derede toplayınız” diye emir vermiştir.
  • 5 Haziran 1915 tarihinde yayınladığı fırka emrinde, “yerini bırakan, boşaltan erden, herhangi rütbede olursa olsun zabitler o anda orada bulunan üstü tarafından hemen idam edilecek ve sonucu bana bildirilecektir” demektedir.
  • Mustafa Kemal, 1 Mayıs Türk taarruzundan önce birliklerine gönderdiği emirde Balkan Savaşları’na ithafen “İçimizde ve kumanda ettiğimiz askerlerde Balkan hacaletinin (utancının) ikinci bir safhasını görmektense, burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını katiyen kabul etmem. Şayet böyleleri olduğunu hissediyorsanız, derhal onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim” demektedir

6 Ağustos çıkarmasından sonra İngiliz birliklerinin Conkbayırı-Kocaçimen bölgesine epey yaklaştıklarında Liman von Sanders’in durumu buhranlı ve tehlikeli görerek “Vaziyeti nasıl gördüğünü ve nasıl bir tedbir tasavvur ettiği” sorulduğunda “Bütün kumanda ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz” şeklindeki önerisine alaylı bir şekilde “Çok gelmez mi? cümlesine Mustafa Kemal’in verdiği yanıt “Az gelir” olmuştur.

BİR DESTANDIR ÇANAKKALE

            Hiç şüphesiz ki Çanakkale Destanı büyük bir kahramanlık hikayesidir. Metrekareye 6000 merminin düştüğü savaşta Düşman askerine geçit verilmemiştir. Türk Askeri başlarında Mustafa Kemal ile kimsenin izah edemediği bir ruh ile düşmana karşı koymuştur.

Mustafa Kemal Paşa’nın 1917 yılında Ziya Gökalp’in girişimleri ile kurulan Yeni Mecmua dergisinin Çanakkale özel sayısı (Çanakkale Nüsha-yı Fevkaladesi) için Ruşen Eşref’e verdiği mülakatta Türk Askerinin ruh halini aşağıdaki gibi anlatmıştır:

“Biz kişisel kahramanlık sahneleri ile ilgilenmiyoruz. Yalnız size Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tamamen düşüyor. İkincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek bir ölçü ve tevekküle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. Hiçbir ufak çekingenlik bile göstermiyor. Sarsılmak yok… Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerinin ruh kuvvetini gösteren, şayan-ı hayret bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

ÇANAKKALE’DEN İNSANLIK MANZARALARI

Türk Askeri barbar ve canavar gibi tanıtılmıştı. Çanakkale’ye gelen ANZAC, Fransız, İngiliz bütün askerler Türkleri öldürdüklerinde insanlığa hizmet edeceklerini zannediyorlardı.

Oysa Türk askeri en asil duyguların insanıydı.

Rütbesi ne olursa olsun Çanakkale’den sağ ayrılan her asker artık Türk askerine büyük saygı duyuyordu. Bu saygı sadece müthiş askeri başarılarından değil, aynı zamanda insanlık adına verilmiş derslerden kaynaklanıyordu. İşte onlardan bir tanesi de bir kolu ve bir ayağını kaybederek ülkesine dönen Fransız General’i Biridges’in anlattıklarıdır:

Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştığınız için daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaiyat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım:

Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri de kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla şöyle bir konuşma yaptık:

“Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun?” Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

“Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün.

Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim. Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı.

Az sonra ikisi de öldüler.

Daha nice hikayeler vardır Çanakkale’de. Anlatmakla bitmez kahramanlık destanlarımız. Gidenler dönememiş, kalanlar gidenleri beklemekten vazgeçmemiştir. Bir milletin vatan uğruna her şeyinden vazgeçmesinin hikayesidir aslında Çanakkale. Bir yandan da Türk Milleti’nin üzerine bir güneşin doğuşudur. Sarı saçlı, mavi gözlü bir devin tarih sahnesine çıkıp; “Bu Millet ölmedi, göreceksiniz çok kısa sürede ayağa kalkacak ve tüm dünyaya kafa tutacak” şeklinde haykırmasıdır. Anadolu’nun her bir köşesinden çıkıp gelen ve memleketine dönebilenlerin köylerinde anlattıkları ile bir Mustafa Kemal efsanesi doğmaya başlamıştır Çanakkale’de. Bu sayede de 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı başlattığında her bir vatandaşımız bağrına basmıştır halaskarını. Dirilişin adıdır ÇANAKKALE.

Ruhları Şad Olsun…

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar