SORUMLU MU SORUNLU MU?
İnsan, çoğu zaman “sorumluluk” kelimesini ağzında gezdirir ama ağırlığını hiç sırtına almaz. Cebinde taşınan bir anahtar gibi, her an gösterilmeye hazır ama hiçbir kapıyı açmayan bir aksesuar haline gelir.
Bir bakıyorsun, çoğunun hayatı bir checklist: faturalar ödenmiş ✓, mesajlar yanıtlanmış ✓, sosyal medya postu atılmış ✓. Küçük kutular doluyor, ama büyük boşluklar büyüyor.
Gerçek sorumluluk —kendini inşa etmek, kendi olma alışkanlığıyla vedalaşmak— hep erteleniyor. Çünkü sahici yükler insanı büyütür, büyümek ise acıtır. İnsan derinlerinde acıyı çekmeyi “çocuk kalmaya” tercih ediyor. Artık Peter Pan kitapların değil, büyümeyi reddeden zihinlerin kulaklarında yankılanan bir iç ses olmuş durumda. Sorumluluk kelimesinin ağırlığını taşımadan bu iç sesi dilinde dolaştırır insan.
Gestalt kuramı bize şunu hatırlatır: Bütün, parçaların toplamından daha fazladır. İnsan zihni küçük parçaları birleştirir, ortaya olduğundan büyük bir bütün çıkarır.
İşte sorumluluklarda da bu böyledir. Olduğundan büyük gösterir insana, tıpkı kedinin kendini aslan görmesi gibi… DNA’sından gelen bir özellik vardır fakat gerçekte bir illüzyondan ibarettir.
Birkaç basit görev, bir anda Ağrı Dağı’nın yamacında birikmiş kar yığınları gibi görünür. Bir dostunun kırılan gururunu onarmayı “hayat sorumluluğu” sanır ama kendi zihnini geliştirecek çabayı erteler. Çünkü yapmadığı şeyin ağırlığı, yaptığı şeyin ağırlığından daha büyük görünür ona. Bu illüzyon onu olduğu halde tutsak eder.
Bunun kökü çoğu zaman çocukluktadır. Ebeveynleri tarafından hayatın hep “kolaylaştırılacağına” alıştırılır. Masada ekmek hep hazırdır, faturalar kendiliğinden ödenir, sorunlar bir şekilde çözülür. Bu görünmez durum, büyüyen çocuğun zihnine şunu kazır: “Birileri benim yerime taşır.”
Ve yıllar sonra aynı çocuk, yetişkin bedeninde ama sorumluluk almayan ruhuyla sorun olmaya başlar… Sosyal çevresinden çatlak sesler, partnerinden serzenişlerle buluşur bir anda, fakat Peter Pan her zaman yanındadır. Sorunlu olan sorumlu olamaz; halbuki onlar büyük sorumluluklar altındadırlar. Bu sebeple kendi olma alışkanlıkları artık zincirlerine dönüşmüştür.
Maalesef bu günlerde toplumumuzda “sorumlu sorunlular” çoğalıyor. İşine, evine, ilişkisine dair yüzlerce küçük yükümlülüğü üstleniyorlar; ama kendi özlerine dokunan tek bir yükü taşımıyorlar. “Ben sorumluyum” dedikçe sorumluluğun kendisinden biraz daha uzaklaşıyorlar.
Bazıları kalabalığın alkışına ihtiyaç duyarak küçük görevleri yüksek sesle dillendirirken zorlukları ertelemeyi de bahanelerine bırakır. İşte burada zihin, parçaları büyüttüğünde sorumluluk dağ gibi görünür; onları yerli yerine koyduğunda ise yol sadece birkaç adımdır. Fakat sürekli patinaj halindeki insan hep kendi olduğu yerde kalır.
Bir soru belki de herkesi burada buluşturacaktır…
Üstlendiğin sorumluluk seni büyütüyor mu, yoksa küçültüp oyalanmanı mı sağlıyor?
Kendine dürüst olanlar için çetin bir yüzleşme sizi bekliyor!
Selahattin Demir











