Anlam Arayışı ve Kimlik

Anlam Arayışı ve Kimlik

Merhaba,
İnsan kendisini direkt olarak algılayamayan bir varlık. O yüzden kendimizi bazı vasıtalar aracılığıyla algılar, başka şeylerle anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırız. Kendimizi yaşarız ama kendimizi bilmeyiz. Bir şeyler veya birileri bize kendimizi göstersin isteriz. Ne kadar öz güven sahibi olsak da, kendimizden emin görünsek de, kendimizden ve duygularımızdan ne kadar emin olduğumuzu düşünsek de içimize baktığımızda gösterebileceğimiz veya görebildiğimiz, “işte ben buyum” diyebileceğimiz belirli bir yapı görmeyiz.
Ancak kendimizi bilmesek de kendimizi bilmediğimizi ve hatta kendimizi istesek de bilemeyeceğimizi bilebiliriz. Aslında biz sadece kendimizi deneyimleriz. Kafamızda kendimiz olarak kabul ettiğimiz bir imaj vardır ancak bu imaj ne kadar güçlü olursa olsun içinde var olduğumuz şartlara göre şekillenmiş ve çoğunlukla kabullerden ibaret bir yapıdır. Aslında hangi şartlar altında nasıl davranacağımızı o şartlar oluşmadan tam olarak bilemeyiz.

Başkalarıyla aramızda olan ilişkinin bir benzeridir kendimizle aramızdaki ilişki. Karşımızdaki insanı, onun iç dünyasını görmeden, kendisini dışarıya yansıttığı haliyle değerlendirmemiz gibi kendimizi de çoğunlukla kabuller, kalıplar, kurallar, ön yargılar, yasaklar, öğrenilenler gibi zihnimizdeki koşullanmalar üzerinden değerlendiririz…

Kısacası hepimiz davranışlarımızın kaynağını,  güç aldığımız, üzerinde durduğumuz, her şeyi üzerine inşa ettiğimiz temeli, “ben” dediğimiz ama içeriğini bilmediğimiz, içimizdeki kapalı kutunun içindekini bilmek isteriz ki işte anlam arayışının kaynağı da budur.

Biz bu hayatı yaşarken ve dış dünyayı deneyimlerken aslında iç dünyamızda da yol alırız. Sorular sorar, yargılamalar yaparız. Değerlerimizi ve hayat felsefemizi oluştururuz. Tüm bunları oluştururken kendimizden yola çıktığımız için aslında hep “ben” ile yüzleşiyoruzdur.

Kendimizi direkt olarak algılayamadığımız için bizi temsil ettiğine, tanımladığına inandığımız değerler üzerinden oluşturduğumuz kimlik ile kendimizi görmek, deneyimlemek, anlamak ve anlamlandırmak isteriz. Aslında bu durumun farkına varma noktasında bize en çok yol gösterecek ama aynı zamanda en çok tuzak kuracak olan şey de egomuzdur. Çünkü kendimize karşı dürüst olmadan alınacak tüm kararlar ego kaynaklıdır. Bir düşüncenin ya da inancın bizi temsil ettiğini, bizi tanımladığını kabul ederken aslında egomuzun ve zihnimize yerleşmiş kabullerin etkisiyle kendimize yüklediğimiz anlamı güçlendirmeye çalışıyor olabiliriz. Böyle bir durumdaysak, bu durumun farkına varmak için kendi varlığımız üzerinde hak iddia etmeden, o kimliğin egomuzu besleyip beslemediğini, o kimlikten bir çıkarımız olup olmadığını görmek üzere dürüstçe ve keskin bir şekilde kendi içimize bakmalıyız.

Kendimizle organik bir bağ kurduğumuzda ise kendimizi tanımlama ihtiyacımız da ortadan kalkacaktır.

Kendimizle yüzleşme düşüncesi bile çok zor ve korkutucu bir deneyimdir. O yüzden bu yüzleşme, Öz’ümüze yüklediğimiz anlam itibariyle öncelikle kendimize sonra hayatımıza ve başkalarına, kısacası her şeye yüklediğimiz anlamı yakıp yıkabilecek, o güne kadar kurduğumuz, inşa ettiğimiz her şeyi yok edebilecek bir dönüşüm ve aynı zamanda bir yeniden doğuştur. Ancak anlam arayan insan için bu dönüşüm gönüllü olacağından aslında bir aydınlanmaya dönüşür.

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar