ATATÜRK’Ü ANLAMAK

Her 19 Mayıs’ta içimizdeki Atatürk sevgisi yeniden alevlenir. O, sadece bir asker değil, aynı zamanda iyi bir öğretmen, iyi bir lider, iyi bir düşünür ve halkını her şeyden çok seven bir yurtseverdi. Hayatını milletine adamış, çağdaş ve bağımsız bir Türkiye hayali için mücadele etmişti. Gençliğe verdiği önem, eğitime, bilime ve sanatın gücüne olan inancı, onun ne denli vizyon sahibi bir insan olduğunu bir kez daha hatırlatır bize. 19 Mayıs, yalnızca bir kurtuluşun başlangıcı değil, aynı zamanda çağdaşlaşma ve ilerleme yolunda atılmış en önemli adımlardan biridir.


Atatürk iyi bir öğretmendi çünkü o sadece ders veren değil hayatı öğreten, halkına yol gösteren, milletinin ruhunu ve geleceğini şekillendiren bir insandı. Öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda insanlara düşünmeyi, sorgulamayı ve doğruyu aramayı öğretmek olduğunu biliyordu. “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” derken eğitimin ve öğretmenin bir milletin kaderindeki yerini açıkça ortaya koyuyordu. Atatürk, her fırsatta halkın arasında olup onların sorunlarını dinleyerek, onlara yeni fikirler aşılayarak, çağdaşlaşmanın ve bilimin önemini anlatarak aslında öğretmenliğin en güzel örneklerinden birini sergiliyordu. O yüzden Atatürk, sadece bir lider değil milletinin en kıymetli öğretmeniydi.


Atatürk iyi bir liderdi çünkü o yalnızca bir toplumu yönetmekle kalmadı, halkının yüreğine dokundu, geleceğe ışık tuttu. O, halkını arkasından sürükleyen değil yanında yürüyen bir liderdi. Zor zamanlarda cesaretiyle, umutların tükendiği anlarda kararlılığıyla yol gösterdi. Milletiyle omuz omuza verip imkânsız denileni başardı. “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek halkına inandı ve güvendi. Liderliğinin en büyük gücü, insanları dinleyebilmesi, onların derdine çare araması ve her fırsatta halkıyla birlikte hareket etmesiydi. Atatürk için liderlik, sadece yetki değil; sorumluluk, vizyon, cesaret ve vicdan demekti. O yüzden Atatürk, yalnızca dönemin değil her çağın örnek alması gereken bir liderdir.
Atatürk iyi bir düşünürdü çünkü olaylara sadece bugünün penceresinden değil geleceğin ufkundan bakabilen, çağının çok ötesinde fikirler üretebilen bir insandı.

O, bir milletin kaderini yalnızca savaş meydanlarında değil zihinlerde ve fikirlerde de kazanacağını biliyordu. Bilimi, aklı ve sağduyuyu rehber edinerek dogmalardan uzak, çağdaş ve özgür bir toplum hayal etti. Toplum yapısını, eğitim sistemini, hukuk düzenini ve kadın haklarını yeniden şekillendiren reformları, onun derin düşünce dünyasının eseriydi. Atatürk, yalnızca düşünen değil düşündüğünü cesaretle hayata geçiren ve halkını bu düşünceyle aydınlatan bir önderdir. Onun fikirleri, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatan güçlü bir ışık gibi yaşamaya devam ediyor.


Ve dahası; Atatürk iyi bir insandı çünkü o, sadece liderlik vasıflarıyla değil insanlık değerleriyle de örnek bir kişilikti. Adalet, eşitlik, özgürlük ve vatan sevgisi onun hayatının temel ilkeleriydi. İnsanları ayırmadan, her kesimden insanın haklarını savunarak, tüm toplumun eşit haklara sahip olması için mücadele etti. Onun için insan olmak, sadece bir etnik kimlik ya da statüye dayanmazdı. Herkesin eşit olduğu, onurlu bir yaşam sürdürme hakkına sahip olduğu bir toplum inşa etmekti. Atatürk, kendi çıkarlarını bir kenara koyarak tüm hayatını milletine ve insanlığa adadı. O, sadece bir devlet adamı değil kalbi temiz, vicdanlı ve insana değer veren bir insandı.


İşte bu saydıklarım, onun ne kadar özel biri olduğunu biraz olsun gösteriyor. Ama bütün bunların dışında, benim için özel bir konudan bahsetmek istiyorum.
Ben Atatürk’ü okul kitaplarından öğrenmedim çünkü oradaki Atatürk, bana hep soğuk ve uzak bir adam gibi gelirdi. Oysa ben Atatürk’ü ailemden öğrendim.


Dedem, Hılfan’ın oğlu Mustafa… Daha 6 yaşındayken, Atatürk bizim memleketimize, Kilis’e gelmiş. Takvimler 28 Ekim 1918’i gösterirken Yıldırım Orduları Komutanı Miralay Mustafa Kemal, Suriye’den geldiği Kilis’te büyük bir coşku ve sevgiyle karşılanmış. Büyük Önder, burada Kurtuluş Savaşı’nın ilk meşalesini yakmış. Benim dedem ise, o gün daha küçücük bir çocuk olarak meydanda Kemal Paşa’yı görmüş ve bunu hayatı boyunca büyük bir gururla anlatmış bize. Onun gözlerinden Atatürk’ün halkına nasıl umut olduğunu, o günkü coşkuyu, o anın bir çocuğun kalbinde nasıl yer ettiğini dinleyerek büyüdüm. Ve bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum.


Atatürk, buradaki sayfalara, dergilere, kitaplara sığdırılamayacak kadar büyük ve çağlar ötesi bir düşüncedir.


Ne mutlu onun gösterdiği yoldan gidenlere, ne mutlu onun ışığıyla aydınlananlara…
Adem Canözer

Facebook'ta paylaş
Pinterest'te paylaş
WhatsApp'ta paylaş
İlgili gönderiler
Yorumlar