İnsanlar Neden Mutsuz?
Günümüzde sokakta, AVM’lerde, toplu ulaşımda ve daha pek çok yerde insanların yüzüne baktığımızda genellikle asık, gergin ve mutsuz ifadeler görüyoruz. Hatta çoğu zaman kalabalık bir ortamda bulunmamıza rağmen herkesin kendi dünyasına kapanmış olduğuna tanık oluyoruz. Bu durum bize insanlığın çok daha derin bir mutsuzluk sorunu yaşadığını düşündürüyor.
Bazı insanlar, günümüzün yaygın mutsuzluğunun kökenini öncelikle ekonomik koşullara dayandırıyor. Ekonomik sıkıntılar, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir ve ruhsal durumlarını olumsuz yönde etkileyebilir. Para kazanma, geçim sıkıntısı çekme, iş güvencesizliği gibi maddi kaygılar, insanların stres seviyelerini artırabilir, kaygı bozukluklarına yol açabilir ve depresyon gibi ruhsal hastalıkların gelişmesine neden olabilir. Bununla birlikte ekonomik şartlar kesinlikle önemli bir faktör olmakla birlikte mutsuzluğun sadece buna indirgenmesi yetersiz kalır.
İnsanlık tarihi boyunca çok daha zor ve fakir dönemler yaşanmış olsa da bu kadar yaygın bir mutsuzluk görülmemiştir. Mesela; Orta Çağ’da insanlar daha düşük gelir seviyelerine sahipti ve çoğunluğu açlık, salgın hastalıklar ve savaşlarla mücadele ediyordu. Buna karşın o dönemlerin bireyleri şimdiki kadar derin bir mutsuzluk içinde değillerdi. Bu, ekonomik yoksunluğun tek başına mutsuzluğu açıklamaktan uzak olduğunu gösteriyor.
Günümüzde ise; pek çok kişi ekonomik olarak orta halli hatta zengin kategorisinde sayılabilir. Yine de büyük bir mutsuzluk dalgası gözlemlenmektedir. Bu, zenginlerin ya da yüksek gelir grubuna mensup kişilerin bile psikolojik olarak tatminsiz, stresli ve yalnız olabileceği gerçeğini ortaya koyar. Özellikle son yıllarda “çok zengin” olarak tanımlanan kesimlerde bile yalnızlık, depresyon, kaygı ve tatminsizlik gibi ruhsal problemler yaygınlaşmıştır. Bunun sebepleri arasında aşırı rekabet, kişisel tatmin arayışları, anlam arayışı, yalnızlaşma, hızlı yaşam temposu ve sosyal medyanın yarattığı yanıltıcı başarı algıları sayılabilir.
Peki insanlar neden bu kadar mutsuz?
İnsanlık tarihine baktığımızda; sosyal varlıklar olarak toplulukların bir parçası olma ihtiyacımız her zaman temel bir gerçek olmuştur. Ancak modern çağda sosyal bağlarımız gitgide zayıfladı. Komşularımızı tanımadığımız, iş yerlerimizde derin dostluklar kuramadığımız bir düzene alışıyoruz. Sosyal medya sayesinde “bağlantıda” kalıyoruz ancak bu bağlantılar genellikle yüzeysel ve tatmin edici olmaktan uzak. Gerçek anlamda şefkatli bir ilgi, samimi bir gülümseme veya derin bir muhabbetin yerini almıyor. Yalnızlık hissi bu çağın en büyük mutsuzluk kaynaklarından biri haline geliyor.
Bir diğer önemli neden ise; hayattan beklentilerimizin artması ve bu beklentilerin genellikle karşılanmaması. İş hayatımızda, ilişkilerimizde, sosyal yaşantımızda hep daha fazlasını istiyoruz. Bunun bir sebebi de medya ve sosyal medya aracılığıyla yaratılan “ideal hayat” algısı. Tatil fotoğrafları, başarı hikayeleri, estetik görünüler…
Bize sunulan bu mükemmellik dünyası, kendi hayatımızın eksik veya yetersiz olduğu duygusunu besliyor. Oysa ki hayatın kendisi her zaman kusurludur ve mutluluğun formülü mükemmellik arayışında değil mevcut durumu kabullenip şükretmekte gizlidir.
Mutsuzluğun derin sebeplerinden biri de anlam eksikliğidir. İnsanlar çoğu zaman yaptıklarının, çalıştıkları işin ya da yaşadıkları hayatın bir anlamı olmadığı hissine kapılıyor. Oysa Viktor Frankl’ın dediği gibi “insanın mutluluğu anlam bulma üzerine kuruludur.” Ama modern düzende bu anlamı kaybettik. Hayatının “nedenini” sorgulayan çoğu insan buna tatmin edici bir cevap bulamıyor.
Mutsuzluk çağının bir salgını haline gelmiş olsa da bireysel olarak yapabileceğimiz çok şey var.
Hayattan, işlerinizden veya ilişkilerinizden beklentilerinizi daha gerçekçi seviyelere çekin. Hayatta her şeyin kusurlu olduğunu kabullenmek, daha huzurlu hissetmenizi sağlar.
Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin endişeleri arasında sıkışıp kalmayın. Anı yaşamaya çalışın ve ufak mutlulukların tadını çıkarın.
Sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirin, derin sohbetler yapın. Gerçek bağlar kurmak insanı ruhen besler.
Hayatınıza bir anlam katmak için kendinize hedefler belirleyin. Bu hedefler illa ki büyük olmak zorunda değil. Gönüllülük yapmak, bir hobinizde ustalaşmak ya da birilerine yardımcı olmak gibi basit ama anlam dolu yollar bulun.
Son olarak; mutsuzluk bir durum değil bir süreçtir. Herkes zaman zaman mutsuz hissedebilir. Ancak önemli olan bu durumu kabullenip kendimizi toparlamak ve daha dengeli bir hayat kurmak için adımlar atmaktır. Belki de mutluluğun sırrı, önce kendi eksiklerimizi kabullenmek ve o eksiklerle barışmaktan geçiyor.
Saygılarımla…
Adem Canözer











