EUROVISION ŞARKI YARIŞMASI KÜLTÜRÜ
Adem CAN ÖZER
1975 yılında Semiha Yankı’nın “Seninle bir dakika” adlı şarkısı ile başlayan Eurovision Şarkı Yarışması maceramız, özellikle seksenli yıllarda tam bir geleneksel şölene dönüştü.
Ailece cumartesi akşamları televizyonun karşısına geçilir, mısırlar patlatılır, çaylar demlenir ve bu yarışmalar izlenirdi. Önce Türkiye içindeki elemeler olur ve Türkçe sözlü hafif batı müziği besteleri ilk kez izleyici ile buluşurdu. Ev halkı büyük bir keyif ile bu şarkıları dinler, kostümlere ve koreografiye kendince yorum yapardı. Bu yarışmada birinci olan aday, Avrupa’da düzenlenen finallerde ülkemizi temsil ederdi.
Genelde sonuncu olurduk hatta bazen puan alamadığımız yarışmalar bile olurdu. Ancak bu yarışma, kısıtlı imkânların olduğu o yıllarda ülkemiz için önemli bir eğlenceydi. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi farklı zamanlarda Semiha Yankı, Nilüfer, Ajda Pekkan, Neco, MFÖ, Seyyal Taner, Kayahan gibi Türk popunun efsane isimleri temsil etti. Ve bu isimler maalesef ülke içindeki popülerliklerine yakışan bir sonuç alamadılar.
Aslında Eurovision Şarkı Yarışması, içinde bulunduğumuz dönemleri de yansıtmıştır. Dünya’daki petrol krizine atıfta bulunan Ajda Pekkan, 1980 yılında “Aman Petrol Canım Petrol” demişti. Şanar Yurdatapan’ın sözlerini yazdığı ve Atilla Özdemiroğlu’nun bestelediği şarkı, Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nda 23 puan toplamıştı. Ondan önceki iki yarışmada toplam 5 puan alan Türkiye için iyi bir puan olsa da sondan beşinci olmak biraz hayal kırıklığı oldu tabii. Ama asıl hayal kırıklığı 1983 yılında yaşanacaktı. Çetin Alp’in “Opera” adlı şarkısı sıfır (0) puanla sonuncu olunca milletçe adeta şoka girdik. İşte o dönemlerde evde oturup keyifle televizyondaki bu yarışmayı izleyen nesil için Eurovision’da güzel günler çok uzaktaydı.
Şebnem Paker, 1997 yılında Türkçe şarkısı “Dinle” ile 3 Mayıs 1997 tarihinde Dublin’de yapılan yarışmada Türkiye, 121 puanla Birleşik Krallık ve İrlanda’nın ardından üçüncü olarak tarihte ilk kez ilk beş arasına girmişti. Bu halkımız için büyük moral olurken birincilik için 24 Mayıs 2003 tarihini beklemek zorundaydık.
Hatırlayanlar bilir o efsaneyi; Sertap Erener, Letonya’nın başkenti Riga’da, Skonto Hall’de gerçekleştirilen 48. Eurovision Şarkı Yarışması’nda İngilizce şarkısı “Everyway That I Can” ile birinci oldu. Ve Türkiye için 1975 yılında başlayan bir masal mutlu sonla bitti.
Ardından Türkiye birkaç kez katıldıysa da birinci olamadı ve bir süre sonra yaşanan gerilimler üzerine bu yarışmaya katılmama kararı aldı.
Bu arada bu kadar Eurovision Şarkı Yarışması’ndan bahsetmişken Bülent Özveren’i unutmak olmazdı. Tek kanallı TRT’nin efsane sunucusu, yıllarca güzel Türkçesi ile Eurovision’u sunmuş ve hafızalara kazınmıştı. Ayrıca TRT’de Ben Bilirim, Banko ve Joker adlı yarışma programlarını sunmuş ve büyük beğeni toplamıştı. Bu değerli insanı 18 Ekim 2022’de kaybettik. Kendisi öldüğünde 81 yaşındaydı.
O yıllarda Batı’nın bizi sevmediğini Eurovision Şarkı Yarışmaları ve futbol takımlarımızın Avrupa kupası maçlarında hakemlerin taraflı ve sert tutumlarından anlıyorduk. “Biz onlardan değiliz diye bizi dışlıyorlar” diye kendi kendimize söyleniyorduk. Açıkçası bu düşünce bana göre de yanlış bir düşünce değildi. Özellikle o yıllarda Batı’nın her anlamda Türkiye’ye karşı bir tavrı söz konusuydu. Türkiye ise kabuklarını kırmak için enerji harcayan genç bir Cumhuriyet olarak gerek müzikte gerekse de sporda kendini kabul ettirmeye çalışmıştı.
Sonuç olarak Eurovision şarkı yarışmaları bir yarışmadan öte kültür ögesi olarak geçmişimizdeki yerini aldı ve bize güzel anılar bıraktı.
İçinde bulunduğumuz günlerin de unutulmaz anılar bırakması dileğiyle…
Saygılar…











